Arapgir’in köylerinde fotokamp

8

Bu yıl 4.kez düzenlenen Uluslararası Malatya FotoKamp etkinliği Arapgir’in Kozluk Çayında gerçekleştirildi. Dört gün süren kampa ben de katıldım, benim için ilk oldu bu fotokampI çünkü on yıllık fotoğraf geçmişimde benzer bir etkinlikte yer almamıştım. Malatya Büyükşehir Belediyesi, Arapgir Belediyesi ve MAFSAD ( Malatya Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği) ‘ın organize ettiği kampa katılım oldukça yüksek oldu ve bu yıl çocuklara fotoğraf ve çeşitli atölye eğitimleri de verildi.

Kayaarası Kanyonunda su sesinde uyanmak

Kamp, Arapgir’in Kozluk Çayındaki Kayaarası Kanyonunda gerçekleşti. Duyumlarıma göre 300e yakın çadır kuruldu kanyonun çeşitli yerlerine. Alan büyük ve ağaçlık olduğundan ben bu kadar çadırı farketmedim bile:) Kampa birinci günü akşamı dahil olabildim, tam da güneş batarken kanyona doğru ilerliyorduk ve müthiş bir günbatımına tanık olmuş oldum.

Kampçı ve dağcı bir arkadaşımın daveti cezbetti… Çadır, uyku tulumu gibi kamp malzemem henüz yok diyeyim çünkü yakında olacak:) Kozluk Çayı kenarında yaptığımız keşif yürüyüşü sonrası çadırımıza en uygun yeri bulduk ve 15-20 dk bile sürmeden kurduk çadırımızı… Üç gün boyunca dere şırıltısında uyudum ve uyandım, uyku tulumunu gece üçe kadar döşek, sabaha karşı ise yorgan yaptım. Daha önce çadırda kalmışlığım vardı ama üç gün boyunca ilk defa oluyor. Çok sıkıntı yaşadığımı söyleyemem. Kamp boyunca kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği Arapgir Belediyesi tarafından karşılandı. Binlerce kişiye bu hizmeti kusursuz vermek çok kolay değil tabi, kamp alanında bin kişi varsa ortalama iki-üç bin kişi de günlük gelen ziyaretçileri olmuştur kesin. Duş-wc hizmeti ise tahminlerimden çok daha iyi idi.

Her akşam büyük perdede yapılan fotoğraf sunumlarını, kamp ateşinde pişirilip dağıtılan közlenmiş patatesleri, Kızılay’ın dağıttığı gece çorbasını da unutmadan yazayım. Bir de ilk kez gece 00:00 de kıyılan bir nikaha şahit oldum ki şaşkınlığımı gizleyemem:) Kamp alanında Arapgir Belediye Başkanı tarafından kıyılan nikah sonrası da tüm davetliler ve kampçılar davul zurna ile halay çekip eğlendiler…

Kayaarası Kanyonu; yaklaşık 17 km uzunluğunda ve 3.derece sit alan ilan edilerek korumaya alınmış. Kanyon,  Tarihi Meydan Köprüsü’nde  başlıyor ve Divriği karayolu üzerindeki Çiğnir  Köyü’nde son buluyor. 3 km.lik kısmı bir miktar ıslanmayı ( en fazla diz hizası) göze alanlar için yürüyüşe uygun. Meydan Köprüsü’nün kitabesinde Ermenice ve Arapça yazılar yazılmış ancak bu yazılar okunur durumda olmadığından ne zaman inşaa edildiği tam olarak bilinemiyor, erken dönem Türk Beyliklerinden biri tarafından ( Artuklular olabilir) 13. yy da yapılmış olabileceği tahmin ediliyor. İki gözlü taş köprünün genişliği 5 mt, restore edilmiş ve hala üzerinden araç geçebiliyor, derenin iki tarafını birbirine bağlıyor. Arapgir çevresinde bugüne ulaşan 14-15 tane daha eski taş köprü bulunuyor.

Kayaarası Kanyonu ile bütünleşen bir isim var, klarnetçi Ümit Abi… Kanyonun kenarına koyduğu üç beş masa ve sandalye ile geçimini klarnet çalarak ve burada kendince ufak çaplı bir çeşit meyhane hizmeti ile sağlayan Ümit Abi’nin kamp boyunca misafiri hiç eksik olmadı diyebilirim. Sabah akşam klarneti elinden düşmeyen abimizin bir özelliği de sadece şort ile geziyor olması:) Kamp alanında akşamları kendi müziklerini yapanlar da oldu ama şunu söyleyebilirim ki öyle bangır bangır rahatsız edici bir şey olmadı.

Arapgir’in köylerinde fotoğraf üretmek

Fotokampın hedefi, Arapgir’in ve köylerinin fotoğraflanması, yörenin arşivinin oluşturulması. Bunun için organizasyon dahilinde on grup oluşturularak her grubun başına da konusunun uzmanı fotoğrafçılar yer aldı. Doğa, portre, belgesel, siyah beyaz, makro gibi kategorilere ayrılan gruplar iki gün boyunca kendilerine çizilen rotaları gezerek fotoğraf ürettiler ve kampın sonunda da çektikleri fotoğraflardan ortalama 15-20 adedini organizatöre teslim ettiler.

Benim katıldığım grup birbirine çok uyumlu kişilerden oluşuyordu, keyifle gezdik ve fotoğrafladık. Her köyde yeni yeni insanlarla tanıştık, bir çıkın dolusu anımız oldu. Bunlardan bir kaçına yazı dahilinde yer vereceğim. Portre fotoğrafı için biraz zamana ihtiyaç vardır: Fotoğrafı çekilecek işi ile iletişim kurmak, tanımak, sohbet etmek ve nihayetinde çekimi gerçekleştirmek… Kamp süresi içinde kısmen bunu yakalayabildik, ama genellikle iki hoşbeş muhabbet sonrasında gerçekleşti çekimler…

Tepte Köyü’nün el yapımı duvar desenleri

Kampın ilk gezisi Arapgir’in Koru ( Tepte) Köyüne oldu. Köy oldukça büyük olmasına rağmen Anadolu’daki diğer köylerde olduğu gibi nüfusun önemli kısmı gurbette, yazın geliyorlar köye, kışın şehre dönüyorlar. Köyün meydanında park edip iniyoruz aracımızdan. Taş döşeli sokaklarından yürüyerek köyü tanımaya çalışıyoruz. Camlar kapılar aralanıyor, sesimizi duyan çıkıp evine davet ediyor. Yaşlı amcalarla, teyzelerle sohbetliyoruz. Neden Tepte demişler köyün adına diye soruyorum, tepede olduğu için diyorlar. Zamanında beşyüz seçmenin olduğunu söylüyorlar, kalabalık köy imiş. Zaten büyük olduğu için bugünkü programımızı sadece bu köye ayırmışlar.

Bir kaç ev gezisi yapıyoruz, duvarların deseni ve rengi dikkat çekici. Köyevlerinin çoğu eski, iki katlı, tavanları kalas, iki kat arasında ise tahta kapı mevcut. Enteresan olan ise duvar desenlerini elleri ile yapıyor olmaları. İlk işlem; duvarı yöreden çıkartılan bir toprak ile sıvanıyor. İkinci İşlem; badem ve kayısı ağaçlarından toplanan ballar suda kaynatılıp duvara badana gibi sürülüyor, bal rengini alan duvar mermere benziyor biraz da… Üçüncü işlem; yine yöreden çıkartılan beyaz toprak ile yapılan boya iki parmağın yardımı ile duvara yarım ay şeklinde sürülüyor. Bazı evler bu geleneği devam ettiriyorlar, bazıları ise uğraşmadan üzerine normal kireç boyası yapıyorlar. Ama Arapgir ve çevresindeki köylerde bu desene rastlanıyor.

İlk gün öğle yemeğimizi köyün gönüllüsü Hatice Abla ve kızı hazırlıyor, evlerinde yer sofrasında yiyoruz. Bu detayı yemek ile ilgili yazdığım yazıda okuyabilirsiniz. Tıklayınız… Yemekten sonra ise köyü gezmeye ve fotoğraf üretmeye devam ediyoruz. Tepte Köyü tepede demiştim, şimdi aracımızla kanyona bağlara inme vakti. Yaklaşık yarım saat süren bir araç yolculuğu ve üzerine 10-15 dk. süren bir yürüyüş ile Kozluk Çayı kenarına iniyoruz. Bu sefer biraz serinleyip, balık tutacağız. İlk duyduğumda şaka mı demiştim ama gerçekten koca koca balıkları kaşla göz arasında yakalıyorlar bile:)

Arapgir; bağı bahçesi üzümü, dutu, pestili, pekmezi, şarabı, yemişi ile meşhur. Gelmişken hepsini yakından gördük ve tattık. Zaten köylerin sokakları meyve ağacı ile dolu, canımız ne zaman istese göz hakkı deyip yiyoruz. Üzümler henüz olmamıştı, eylüle gelin dediler, bağbozumu vakti, ama dutların toplanıp pekmez yapılma dönemi idi.

Klarneti ustasından dinlemek

İkinci günün sabahında yine Tepte Köyü için düştük yollara, dün yarım kalan programı bugün tamamlayıp diğer köylere geçeceğiz. Fotokamp programında yörenin emektar klarnetçisi Mustafa Amca ile tanışmak da varmış, nasıl mutlu olduğumu anlatamam. 75 yaşındaki Mustafa Amca bizleri kapıda karşıladı ve evine buyur etti, 14-15 kişi olunca normalde büyük olan oda doldu, adım atacak yer kalmadı… Klarnete başlama hikayesinden bugüne kadar yaşamından kesitler anlattı , hem klarneti ile hem de türküleri ile duygulu anlar yaşattı hepimize. Bir türkü bitiyor diğeri başlıyor, içimden diyorum ki ne olur bitmesin bu an, öyle güzel öyle özel ki, ama sonuçta karşımızdaki insan 75 yaşında…

Açıkçası fotoğraf anlamında çok özel kareler çektiğimi söyleyemem, ağırlıklı olarak video kaydı yapmayı tercih ettim. Mustafa Amca’nın hayallerini sordum, gerçekleştirdiği ya da gerçekleştiremediği hayallerini… Hiç hayalim olmadı dedi… Ben biraz daha zorladım ” misal, Müzeyyen Senar’a çalmak gibi bir hayalin de mi olmadı” dedim, ” iyi de ona da çaldım, fotoğraflarım bile var” dedi :=) Ama sonunda  Mustafa Amcanın hayalini itiraf ettirmeyi başardım ” Tunceli Ovacık Belediye Başkanı ” ile tanışmak  istiyormuş… Bu hayali, grup liderimiz Sinan Hoca öncelikli olarak görev olarak aldık üzerimize aldık, önümüzdeki altı ay içinde gerçekleştirme sözünü vererek ayrıldık.

Dünyanın en eski cemevi Onar Köyü’nde

Onar Köyü,  Arapgir’in büyük ve tarihi bir Alevi köyü, büyükşehir yasası sonrasında mahalleye dönüşmüş. 800 yıldır gelenekler uygulanıyor, tarihi cemevinde hala aralık-şubat aylarında üç ay boyunca haftanın bir günü cem ibadeti yapılıyor. Onar Köyü adını, kurucusu olan Onar Dede’den yani Şeyh Hasan Onar’dan almış. 1224 yılında Onar Dede tarafından kurulan köyün geçmişi tarih öncesi Neolitik  döneme kadar gidiyor aslında. Bölgede Neolitik, Hellenistik, Selçuklu dönemine ait eserler günışığına çıkartılmış.

12 ağaç direk üzerine kurulmuş olan Cemevinin mimarisi büyük bir Orta Asya çadırına benziyor. Tavanın kat kat dizili ağaçları yedi kat gökyüzünü, 12 direk ise 12 imamı ve 12 hizmeti simgeliyor. Eskiyen ağaçlar yenisi ile değiştiriliyor ve binanın ömrü uzatılıyor. Cemevinin ortasında dedenin oturduğu yerin hemen karşısında tavanda üçgen bir pencere yer alıyor, ışık oradan giriyor içeriye. Cemevinin rehberi büyük bir dikkat ve özenle anlatıyor felsefeyi, duamızı edip çıkıyoruz. Kısmet, belki bir ceme katılmak nasip olur diyorum içimden.

Köy meydanındaki çeşmelerden hala su akıyor

Anadolu’da bir çok köyde şebeke suyu sistemine geçildikten sonra köy meydanlarındaki çeşmelerden su akmaz oldu, kendi köyümden biliyorum… Eskiden arabayla köyden geçenler çeşme görünce durup, serin suyundan içip elini yüzünü yıkayıp azıcık dinlenir ve yoluna devam ederdi, artık bu olay nostaljide kaldı. Ama, Arapgir’in köylerinde çeşmelerden hala su akıyor, görünce inanılmaz sevindim, özlem giderdim, elimi yüzümü yıkadım. Çimen Köyünde çeşmede yün yıkayanları dahi gördük. Bağlar bahçeler de çeşme suyundan nasibini alıyor.

Cücügen Köyünde ise iki çeşme yanyana ve bize göre bol, köylülere göre az akıyordu. Sıcak havada akan suyu izlemek bile serinletti diyebilirim. Keşke biraz daha fazla vaktimiz olsaydı da ayaklarımı çeşmeye uzatıp gözlerimi kapatıp azıcık uyuyabilseydim çeşme başında.

Bir kaç kadraj çalışması yapmaya çalıştım ama güneşin sert ışıkları çok da imkan vermedi, bu saatlerde köylerde sokakta kimse de olmuyor, ikindi sonrası çıkıyorlar dışarıya. Köye 14-15 kişilik fotoğrafçı grup gelince dayanamadılar sanırım, kimi tanışmaya kimi poz vermek için çıkıp geldi yanımıza.

Arapgir’in köylerinde uzun yaşam

Köyleri gezerken farkettim ki yaşam buralarda uzun, kimle konuşsak 85-90 yaşında ve maşallah ayaktalar, kendi işlerini kendileri yapıyorlar. Teyzelere amcalara sordum, ne yer ne içersiniz, sağlığınız yerinde, bunu neye borçlusunuz… Hiçbiri özel bir beslenme uygulamıyor nihayetinde, doğal köy ürünleri yiyorlar ve yılın 7-8 ayını köylerinde geçiriyorlar, birçoğu da emekli… Yazın köyde pestil, pekmez kaynatıp bahçelerdeki badem, ceviz, kayısılarını topluyor, kışlık yiyeceklerini yapıyorlar.

Çocuk olan köyler de var, ne güzel… Yaz tatillerini şehirde geçirseler ellerinden tablet düşmeyecek olan çocuklar köyde dereye giriyor, balık tutuyor, bisiklete biniyorlar… Köyde internet bazı evlerde var, cep telefonlarından internet çoğu yerde çekmiyor… Biz gezerken bile bazen içimden ohh ne güzel dedim, telefonu sadece fotoğraf makinası olarak kullandım:)

Çaybaşı Köyünde ( eski adı Peküsü) öğle yemeği molası verelim dedik ama köyde kimse yoktu, derken açık bir ev gördük, köylü toplanıp başka bir köye bir yemek davetine gitmiş ama köyün en yaşlısı teyzemiz bizi eve almakta o kadar ısrarcı ki, kalabalığız dememize rağmen zorlayışına aksi bir davranış sergileyemez idik:) Tertemiz ve düzenli bir köyevi… Kumanyalarımızı çıkarttık, karpuz kestik, çay demledik ( vallahi çayı ev sahibi zorla demletti:) ) yedik içtik, sonra da evi sildik süpürdük, bulaşıkları yıkayıp kurulayıp yerleştirdik ve teyzemizden helallik alıp yolumuza devam ettik.

Arapgir mor reyhanla renkleniyor

Mor reyhanı sever misiniz, ben severim… Şerbetini yaparım yazın, serin serin, pembe pembe… Arapgir’e geldiğimde mor reyhan tarlalarını göreceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi. Belediye Başkanı bu konuda halki destekliyor, kamp alanının etrafından tutun da ilçenin bulvarlarına kadar her yer mor reyhan ekili…

Reçelini yapıyorlar, kurutup çayını yapıyorlar ve satıyorlar… Şimdilik ekonomik olarak çok büyük katkılar sağlamıyor olabilir ama geçimini bundan yapan aileler olmaya başlamış bile.  Köylerde de herkes reyhan ekip kurutuyor, kışın yemeklere, çorbalara lezzet oluyor ya da ıhlamur gibi demleniyor. Yakın zamanda Arapgir Mor Reyhan festivali duyarsanız şaşırmayın, Arapgir Belediyesi bu konuda çok azimli.

Diğer notlar ve öneriler:

  • Organizasyon, basit bir kaç uygulama ile  daha pratik ve daha iyi olabilir ( örneğin; yemek sırası tek değil iki masadan yapılsa dağıtım süresi %100 hızlanır)
  • İnternetteki başvuru formunda fotoğrafçının kullanacağı makinanın marka modeli sorgulanabilir, hangi çalışma grubuna katılmak istediği iki alternatif ile öğrenilebilir.
  • Sadece cep telefonu ile fotoğraf çekecekler için “mobil fotoğraf ekibi” ayrı bir fotoğraf kategorisi oluşturulabilir.
  • Amaç fotoğraf ürettirmek ise; fotoğrafçılara pozitif ayrım yapılmalı.
  • Her akşam fotoğraf grupları kendi arasında toplanarak günün kritiği yapılmalı, hatta mümkünse fotoğraflara günlük bakılabilmeli.
  • Fotoğraf üstadları ile her akşam bir konu üzerine sohbet edilebilmeli.
  • Köyler ile daha koordineli olup, fotoğraf üretimine katkı sağlanmalı, projeye destekleri arttırılmalı.
  • Arapgir esnafı ve üretken kadınlar projede daha fazla yer almalı, yöresel lezzet yarışması, yemek fotoğrafçıları ve hatta bloggerler bu pojenın olmazsa olmazları…
  • Arapgir Turizmine katkı sağlanması amaçlanıyorsa, gezi bloggeri 8-10 kişi ile örnek bir gezi programı koordineli şekilde yapılabilir, insanlar “Arapgir’e ne zaman ve ne için” gelmeli sorusunun yanıtını verdiğimizde iş tamam demektir.
  • Anadolu Turizmi sadece yerliyi değil yurtdışındaki fotoğrafçıları ve gezginleri de hedeflemeli.

Fotokamp vesilesi ile belki de hayatta göremeyeceğim köyleri görmüş, insanları tanımış oldum. Etkinlikte emeği geçen herkese kucak dolusu teşekkürler, Arapgir’in sıcak insanlarına selamlar…

 

 

 

Share.

8 yorum

    • Seda’cım zaten üzüm mevsimi en güzel zamanı, bize de dediler bağbozumunda gelin diye 🙂 Dileğinin gerçekleşmesini canı gönülden isterim:)

  1. Solmaz Yıldız on

    Yine harika bir gezi yazısı olmuş; fotoğraflar da çok güzel. Kibar eleştirilerle getirdiğin öneriler de çok yerinde. Dilerim; aynı tarz bir etkinlik Divriğimiz’de de düzenlenir…

    • Eleştirileri kampta iken bu kadar kibar yapmadım tabi, ama sonradan etkinliğin büyüklüğünü düşününce hak vermek gerekiyor, sonuçta onlar da hergün büyk çaplı organizasyon yapmıyorlar… Divriği’de de olsa konusuna gelince, neden olmasın 🙂

  2. Mustafa Amcanın hayalini gerçekleştirdiğiniz haberini merakla beklerim Oya hanımcım…karadeniz köylerinden de maceralarınız eminim çok keyifli olacaktır..sevgilerimle…

Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.