Asya’nın çay bahçesi; Sri Lanka

4

Sri Lanka, Hint Okyanusu’nda Hindistan’a sadece 31 km uzaklığında olan damla şeklinde bir ada ülkesi. Bu özelliğinden dolayı Sri Lanka’ya ” Hindistan’ın gözyaşı” bile deniliyor. Sri Lanka’nın  eski adı ise Seylan, başkent Colombo Portekizli kaşif Christophe Colombus’tan almış adını. Portekiz’den sonra 1700’lü yılların ikinci yarısında İngilizlerin sömürgesine geçmiş olan SriLanka 1948 yılında ülkenin özgürlüğünü ilan ettiği zamana kadar da İngilizler tarafından yönetilmiş…

Seylan çayı diye bildiğimiz ve özellikle tiryakilerin keyif alarak içtiği çayın memleketi olan Sri Lanka’ya Eylül sonu Ekim başı bir seyahat planladım, grubumuz yedi kişi. Sekiz günde keşfetmeye çalışacağımız Sri Lanka’ya nasıl gittik, nerelerde kaldık, neler gördük neler yaşadık hepsine bu yazıda yer vermeye çalışacağım.

Sri Lanka uçak biletini nasıl aldık?

Sri Lanka’ya Türkiye’den THY ile direk uçmak mümkün aslında. THY, Sri Lanka ‘nın başkenti Kolombo ve Maldivler’in başkenti Male’ye birbiri ile bağlantılı uçuş düzenliyor, yani siz uçaktan inmeden diğer yolcuları da alıp yoluna devam ediyor uçak. Male ve Kolombo birbirine iki yakın ada şehri. Biz ise Qatar Havayolları’nın 14 Şubat sevgililer günü kampanyasından faydalanarak %50 indirimli aldık biletlerimizi ve Doha aktarması ile Kolombo’ya uçtuk. İki havayolu arasında ne kadar fark vardı derseniz Qatar Havayollarından uçak biletini THY biletinden neredeyse %60 daha ucuzuna aldık, hizmet ve servis açısından da herhangi bir farkı olmadığını söyleyebilirim.

Sri Lanka’ya varış

Uçağımız sabah 5.30 civarında Kolombo’ya indi, Sri Lanka vizemizi seyahat öncesinde online aldığımız için pasaport kontrolünden beklemeden çok hızlı bir şekilde geçebildik.  Sonrasında ise kendimi bir an İstanbul  Doğubank’a düşmüş gibi hissettim… Normalde yolcuları freeshoplarda parfüm, alkol, sigara, çikolata reyonları karşılar Kolombo’da ise fırın, buzdolabı, çay makinası gibi beyaz eşyalar ve mutfak eşyaları karşılıyor:)  Bagajları aldıktan sonra havalimanı içindeki dükkanlardan birinden 7 dolara 4 GB internet paketi aldım, tur otobüsünde ve otellerde internetimiz olacak ama bir hafta boyunca ofis maillerimi ve whastapp görüşmelerimi anlık yapmam gerektiğinden işimi riske atmak istemedim, bu arada bir haftada sadece 2 GB kullandığımı da söyleyeyim. Havalimanından çıktığımızda saat 7 gibiydi ve artık sekiz günlük Sri Lanka seyahatimiz başlıyordu…

Negombo’nun okyanus balıkçıları

Kolombo Havalimanı Negombo’ya oldukça yakın, ilk günümüzü burada geçireceğiz, ayağımızın tozuyla sabah 8.00 civarında otele bile gitmeden Negombo’nun okyanus kıyısındaki balık pazarına gidiyoruz, yorgun muyuz diye düşünmeye fırsat bile kalmadan… Sahil boyunca harıl harıl çalışan balıkçıları görünce gözümüz cin gibi açılıveriyor. Negombo balık pazarı, SriLanka’nın en büyüğü balık pazarı imiş. Biz saat 8.00 de geldik ama balıkçılar gün doğumundan önce kıyıdaki yerlerini alıyorlarmış. İlk dakikalarda balık kokusu feci geliyor, ben normalde de çiğ balık kokusu sevmem ama işin içinde fotoğraf olunca herşeye katlanırım:) Yaklaşık bir saat balıkçılar ile vakit geçirip otelimize gidiyoruz, bana hiç yeter mi bir saat, ertesi sabah gündoğumu öncesine alarmlarımızı kurup iki arkadaş tuktuk ile gündoğumunda yeniden sahile balıkçılara geliyoruz:)

Denizden çekilen ağlarla tonlarca balık yakalanıyor, erkekler balıkları türlerine göre tasnifleyip temizlerken kadınlar da yere serilen örtülere balıkları özenle diziyorlar, iç piyasada satılacak balıkları burada kurutuyorlar, yurtdışına gönderilecek balıklar ise kurutulmuyor. Balıkçılarla fotoğraf çekerken iletişim kurmak henüz zor değil, öyle para filan da istemiyorlar… Yolunuz  Negombo’ya düşerse kesinlikle gün doğarken burada olun, güneşin ilk ışıkları sahili aydınlatırken ortam ne kadar kötü kokarsa koksun sakin çalışma ortamını izlemek gerçekten çok güzel.

Bu sahilde bir de balık hali var, taze balıklar da burada satılıyor. Hal, oldukça kalabalık, yakın çevresinde ise sebze meyve pazarı kuruluyor ki renkler gerçekten cümbüş gibi. Patlıcanın moru, mangonun sarısı, bamyanın yeşili bir başka güzel görünüyor…

Negombo’da görülecekler listemizde olan Hindu tapınağına sadece dışarıdan bakakalıyoruz, ziyarete kapalı olduğundan içini ziyaret edemiyoruz. Otelimiz okyanus kıyısında,  demir atmış tur tekneleri gündüz ve akşam günbatımı vaktinde okyanusa açılıp gezinti yapıyorlar ama dalgalar beni ürküttüğünden hiç cazip gelmiyor. İkinci günün sabahında ise kahvaltı sonrasında otelden ayrılıp Pinnawala’ya doğru yola çıkıyoruz.

Pinnawala fil yetimhanesi

Sri Lanka’da mesafeler kısa olmakla beraber yolların neredeyse 1,5 şerit olması nedeniyle normalin üzerinde bir sürede varılıyor. Kolombo’ya 90, Negombo’ya ise 75 km mesafede olan Pinnawala’ya bizim yolculuğumuz iki saat sürüyor. Trafik İngiltere’de olduğu gibi soldan akıyor, araçlar sürekli birbirlerini sollayarak gidiyorlar, tuktuklar da trafikte bir hayli yoğunluğa neden oluyor. Öğle vaktinde vardığımızdan güneş tepede kızgın, sıcaktan  yürüyemeyecek kadar bunalıyorum.

“Fil Yetimhanesi” de nedir diye merak ediyor insan, değil mi…  1975 yılında açılan yetimhanede doğadaki öksüz, ailesi olmayan, yaralı filler toplanarak onlara bir yaşam alanı oluşturulmuş. Filler doğada aileleri ile kalabalık bir şekilde yaşayan hayvanlar, birbirlerini koruyup kolluyorlar, bu yetimhanede de bir nevi aile ortamı sağlanıyor. İlk açıldığında fil sayısı 4 iken, bugün 100 ü aşkın file yuva olmuş bu yetimhane.

Günde üç kez bebek filleri sütle beslemek  mümkün. Her aktivite ücrete tabi, örneğin biz sadece duşa gitmelerini ve nehirdeki duş olayını izledik ve kişi başı 3000 SriLanka Rupisi ( yaklaşık 21 Dolar) ödedik. Filler her gün düzenli bir şekilde nehre banyo yapmaya götürülüyorlar, bu ritüle de turistler de izleyici olarak katılıyorlar. Filler nehre yürürken trafik duruyor, turistlerin meraklı gözlerinin önünden geçerek nehre iniyorlar. İşte biz de tam bu sırada orada idik… Bu arada fillerin banyo yaptığı nehrin adı “Maha Oya ” 🙂 Oya, Sri Lanka’da çokça karşıma çıktı, kimi zaman bir nehir kimi zaman göl adı olarak…

Filler, sadece turistik gelir sağlamıyor ülkeye. Duyduğumuzda çok şaşırdığımız bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Fil dışkısından kağıt da yapılıyormuş meğer. Filler meyve ve ot ile besleniyorlar ve günde ortalama 5-6 kez tuvaletlerini yapıyorlar, toplanan dışkılar fabrikada kağıda, deftere dönüşüyor. Bu defterlerden ve diğer filli hediyelik eşyalardan alarak yetimhaneye ayrıca yardım etmiş olursunuz.

Aslan kayası Sigiriya

Fil Yetimhanesi’nden sonra 100 km. kadar kuzeye doğru yaklaşık yine 2-2,5 saatlik bir yolculukla Sigiriya kayasını görmeye gidiyoruz, ama ben sıcaktan hastalanıyorum, halim dermanım kalmıyor, bugün öğleden sonra planımızda olan Sigiriya tırmanışını ertesi güne bırakıyoruz, otelimize yerleşip havuz keyfi yapıyoruz hem de yağmur altında:)

Güne dünden daha iyi ve daha zinde başlıyorum, Sigiriya bildiğimiz antik kentlere benzemiyor, enerjiye ihtiyacım var.  Yemyeşil bir ovadan bi başına yükselen yaklaşık 200 mt. yüksekliğindeki kaya üzerine kurulmuş antik bir şehir Sigiriya. Diğer adı ise Lion’s Rock, yani Aslan Kayası. Uzaktan görünce ulaşması, tırmanması çok da zor gelmiyor insana. Girişteki botanik bahçesini, su havuzlarını geziyoruz önce, rehberle birlikte yürüyüşe devam ediyoruz, işte karşımızda Sigiriya…

Yaklaşık 1300 basamak tırmanmak gerekiyor, dinlene dinlene çıkabiliyorum basamakları, arada fotoğraf çekerek ve manzara izleyerek. Sigiriya kayası volkandan kalan bir lav kütlesi imiş, etrafında ise insan eli ile kazılmış su hendekleri var,M.Ö. 5. yy’a kadar uzanan bir tarihe sahip olmakla beraber günümüze ulaşan saray kalıntıları 4. yy ‘a ait. Sigiriya’nın basamaklarının en zorlu kısmı ile duvar resimlerinin olduğu müzeye çıkıyoruz önce, burası geçmişte budist manastırı olarak da kullanmış, fotoğraf çekmek kesinlikle yasak denildiğinden kurallara uyuyorum, zira cezası çok yüksek. Duvar resimleri 1600 yıl önce kök boya ile yapılmış ve bugüne kadar korumayı başarmışlar.

Aslan Kayası adını aldığı orta bölüme ulaşmak bile yetti bana, harika iki devasa pençe arasından zirveye çıkılıyor ama ben burada bitiyorum, daha fazla çıkacak dermanım kalmıyor. Sigiriya’yı tam anlamıyla gezmek için 3-4 saat ayırmak gerekiyor.  Sri Lanka’ya gelip de Sigiriya’yı görmeden dönmek kesinlikle olmaz. Bu arada eğer giriş ücreti ödemek istemiyorsanız Sigiriya yerine hemen karşısındaki Pidurangala Rock’a da çıkabiliyor ve Sigiriya manzarası seyredilebiliyor.

Sri Lanka’da gördüğümüz tapınak ve antik şehirler

Sri Lanka, nüfusu yaklaşık 21 milyon ve  çok dinli bir ülke, halkın %70’i Budist, %10’u Müslüman, %13’ü Hindu ve %7’si ise Hristiyan.  Seyahatim sırasında ziyaret ettiğim tapınak ve antik şehirlerin çoğu da Budist inanca ait idi.

Sigiriya’ya yakın olan Polonnaruwa Antik Kenti 11. yy’a ait antik bir şehir,  Gal Vihara da Polonnaruwa’da 12.yy’dan kalma bir tapınak, tek parça granitten yapılmış 7 mt yüksekliğinde oturan Buddha ile  14 mt genişliğinde yatan Buddha heykellerini sessiz sessiz ziyaret ediyorum ve  antik şehirde maymunlara dikkat diyorum… Tapınakların etraflarında çok sayıda çiçek satıcısı buluyor, ibadet yapmaya gelenler Buddha’ya çiçeklerle geliyorlar, maymunlar mor çiçeği çok seviyormuş meğer, ben de mor çiçek almıştım bir ziyaretimde ve zor anlar yaşadım:)

Bana en etkileyici gelen Dambulla Cave Temple idi. Bu tapınak gerçekten kesinlikle görülmeli, dev bir kayanın altında galeri galeri oluşturulmuş mağaralarda 153 tane buddha heykeli yer alıyor. Tavan resimleri ve heykeller 1.yy’dan 18.yy’a kadarki dönemde farklı zamanlarda yapılmış. Golden Temple ise yıllar sonra aynı kompleksin devamında yapılmış bir Budist tapınağı.

Kandy şehri için ise ” ruhani kent” deniliyor, Buddha’nın dişi Kandy’yi hac noktası konuma taşımış. Her yıl yüzbinlerce kişi burayı ziyarete geliyor. Tapınaklara girerken kadın ve erkeklerin kıyafetlerinin uzun kollu ve diz altına kadar paçalı/uzunlukta olması gerekliliğini dip not düşeyim. Çantanızda büyük bir şal hep olsun.

Sri Lanka’da bir baharat bahçesi gezin

Asya ülkeleri baharat zenginidir, Avrupa’ya da İpek Yolu üzerinden gelmiş bir çok çeşidi… Sri Lanka da baharat cenneti bir ada… Dambulla’dan Kandy’e giderken yolumuzun üzerindeki Srilak Spice and Herbal Garden’ i yani bir baharat bahçesini ziyaret ediyoruz. Binlerce baharat ve meyve ağacının yetiştirildiği bahçeyi botanik bilimci uzman bir rehber eşliğinde keyifle geziyoruz.

Kakao meyvesinden muskata, tarçın çubuklarından vanilyaya, kimyondan aloveraya hayatta görmediğimiz bir çok türü yakından görme  fırsatını yaşıyoruz, bahçe gezintisinden sonra ikram edilen bitki çayını içip masaj yaptırıyoruz ve soluğu satış mağazasında alıyoruz, organik ve en bi güzel baharatlarla alışverişimizi de tamamlıyoruz.

Nuwaraeliya çay bahçeleri

Çayı sevenler Seylan çayını bilirler, kimi de kaçak çay der hani. İşte tam da nokta atış yapıp bu çayların vatanı olan Nuwaraeliya’ya gidiyoruz. Sis, yağmur yolda kısa bir mola vermemize neden olsa da Sri Lanka’nın 2000 metre yüksekliğindeki yeşil yakut bahçelerine ulaşmak heyecan verici. Yol boyunca uzayan kıvrımlı çay tarlalarında kadınlar, sırtlarında seleleri ile çay topluyorlar. Dillerini anlamasak da bildiğimiz ortak bir kaç İngilizce sözcükle bile anlaşıyoruz kadınlarla. Bizlere nasıl çay topladıklarını anlatıyorlar, bir yandan da çay filizlerini elleri ile tek tek toplamaya devam ediyorlar, öyle fazla zaman kaybına tahammülleri yok çünkü günde 25 kg toplamak zorundalar, fazla toplarlarsa da prim kazanıyorlar. Biz de onları fazla oyalamadan biraz fotoğraf ve video çekip, bahşişlerini de verip yolumuza devam ediyoruz.

Sonraki durağımız bir çay fabrikası. Günlük taze taze toplanan çaylar yöredeki sayılı çay fabrikalarına taşınıyor ve işleme alınıyor. Fabrikada, rehber eşliğinde bölüm bölüm geziyoruz, çoğunluğu kadın işçilerin çalıştığı fabrikaları gezmek için bir ücret ödemiyoruz, sadece rehberlik hizmeti için gönlümüzden koptuğu kadar bahşiş bırakıyoruz. Çay çeşitleri kalitesine göre ayrılıyor ve paketleniyor. Çayın en toz hali iç piyasada tüketilirken iri taneler tüm dünyaya gönderiliyor. Ayrıca fabrikada çay testi de yapılıyor. Beyaz çayı ilk kez burada tatmış oluyorum ben de, malum kilosu 5-6,000 TL Türkiye’de… Sonrasında ise satış mağazasından çeşit çeşit çaylar alıyoruz. Zaten seyahat boyunca gördüğümüz her yerden çay alıp bavulda boş yer bırakmıyoruz:)

Çay bahçeleri, Sri Lanka’ya İngilizlerden yadigar. Hindistan Sri Lanka geçmişte İngiliz sömürüsü olan ülkeler, Sri Lanka’nın Nuwaraeliya bölgesinin iklimi, yağmuru, nemi, toprağı çay için oldukça ideal olduğundan İngilizler bu bölgeyi çay bölgesine dönüştürmüşler. Tabi en güzel çaylar da İngilizlere beş çayı olmuş…

Bu bölgede bir gece konaklamamız var, otelimizde bizleri çiçeklerle ve hoş geldin kokteylleri ile karşılıyorlar, ruhumuz okşanıyor ama çabuk geliyoruz kendimize, sis inmeden yürüyerek merkeze inip çarşı pazar geziyoruz. Tüm Sri Lanka’da vitrinler aynı, renkli pastalar, çerezler, renkli meyveler, sokak satıcıları… Sis çabuk iniyor ve hava birden soğuyor, kendimizi tuktuklara atıp otele dönüyoruz.

Tren yolculuğu yapmadan dönmeyin

Sri Lankaya’ya gelmeden önce “dünyanın en yapılası tren rotaları” içinde olduğunu okumuştum, kısa mesafe bile olsa trene binme planımız var. Sabahleyin servisimiz bizi tren istasyonuna bırakıyor, ikinci sınıf tren biletimiz ile halkın bindiği vagonlardan birine biniyoruz, şansımıza oturabiliyoruz ama fotoğraf ve manzara izleme olayımız öyle heyecanlı ki yerimizde kalmamız mümkün değil zaten. Kimi trenden sarkıyor instagram fotoğrafı için, kimi pencerelerden uzanıyor.

Trenin bir konforu yok, klima yerine tavanlarda minik pervane, her yer toz içinde, ama biz çok mutluyuz, hem de çocuklar gibi. Eminim ki yerel halk şaşırıyordur turistlerin bu ilgisine. Yolculuğumuz yarım saatten biraz fazla sürüyor ve iniyoruz ama bir kaç saat sonra nostaljik tren istasyonu Ella ‘ya arabamızla varıyoruz. Burada tren rayları boyunca yaklaşık yarım saat kadar yürüyerek Nine Arch Bridge köprüsüne ulaşmayı planlıyoruz. Duamız treni köprüden geçerken yakalayabilmek ama bir tren biz daha yoldayken geçiyor bizi, işte tam da bu sırada tren yolu kenarında beklerken sülüklerin istilasına uğramışız meğer, kısa bir süre sonra anlıyoruz durumu ve çığlık çığlığa sülükleri üzerimizden atıyoruz, kurtulduğumuzu düşünerek yolumuza devam ederken ikinci tren de geçiyor bizi, kalan sülükleri fark edince onlardan da kurtarıyoruz kendimizi:)

İşte Sri Lanka’nın meşhur Nine Arch Bridge köprüsünün tam üzerindeyiz. Etrafı yüksek palmiyelerle ve yeşil çay bahçeleri ile çevrili. Dokuz kemerli köprünün rahat izleneceği teraslar ve cafeler konumlandırılmış yüksek noktalara. Ella’dan geçen tren bu noktadan geçerken bu seyir terasları fotoğraf noktasına dönüşüyor. İzlemesi başka güzel. Köprü, 1920’lerde İngilizler tarafından yaptırılmış, 91 metre uzunluğu 24 metre yüksekliği ile görsel olarak da estetik bir köprü. Tren yolu Kandy ile Ella’yı birbirine bağlıyor. Köprüden Ella’ya yürümek istemeyenler ise ortalama 2 dolara tuktuk ile hoplaya zıplaya maceralı bir yolculukla dönebilirler.

Naçizane önerim bizim gibi kısa değil de 4-5 saatlik bir yolculuk yapılması yönünde, bu bölgeyi çay bahçeleri dahil Kandy’e kadar trenle geçmek nefis bir deneyim olacaktır.

Surf için Mirissa ve Okyanus balıkçıları

Tren yolculuğumuzdan sonra rotamızı güneye çeviriyoruz, artık okyanusa inme vakti diyoruz ve molalarla ve trafikle 4-5 saati bulan bir yolculukla Mirissa’ya otelimize varıyoruz. Deniz kenarında, konforlu bir oteldeyiz, akşam karanlığında tam anlayamasak da sabahleyin harika bir yerde olduğumuzu anlıyoruz. Sri Lanka’nın bu bölgesi surf için çok ideal, bu nedenle de kıyı boyunca oteller, hosteller, surf eğitim merkezleri ve turistik tesisler sıralanmış.

Sri Lanka’ya gideceğimiz duyulunca İstanbul’dan arkadaşlardan notlar gelmişti, şurada şu var burada bu var gibi, ama bir arkadaşımızın oğlunun  Mirissa’ya yakın bir lokasyonda hostel açtığını duyunca tüm ekip toplanıp ziyaretine gidiyoruz, moral vermek iyi gelir böyle gurbette olana, kısmet değilmiş denk gelemiyoruz, çalışanları bize Mellow Hosteli gezdirip misafir ediyorlar, biz de kısa bir mektup yazıp bırakıyoruz. Biz kalmadık ama belki siz bu şirin hostelde kalmak istersiniz diye linki buraya bırakıyorum, tıklayınız

Mirissa plajı oldukça popüler bir plaj, bir sabah erkenden tuktuk ile gelip kumsalda yürüyüş yapıp ayak izlerimizi bırakıyoruz 🙂 Surfe yeni başlayanlar da bu plajı tercih ediyorlar, en ideal sezon ekim-mart arası. Yine kasım-mart arası balina seyrine turlar yapılıyor, büyük kaplumbağalar  da görülüyor… Plajın ucundaki Parrot Rock ise hem balıkçıların sığınağı hem de okyanusun sakin zamanlarında turistlerin macera tırmanışı yaptığı bir yer. Plaj boyunca barlar, restoranlar, müzik sesleri oldukça hoş.

Okyanus boyunca denize saplanmış çubuklar dikkat çekiyor, Sri Lankalı balıkçılar bu çubuklara çıkıp oturuyor ve oltaları ile balık avlıyorlar. Geçmişte tüm çubuklarda gerçekten balıkçılar oturuyordur ama şimdilerde çoğunlukla fotoğrafçılara poz vermek için çıkıyorlar. Galle’ye doğru ilerledikçe geleneksel yöntemlerle gerçekten balık için çubuğa çıkanların sayısı artıyor… Mirissa Galle arasında yer alan bir kaplumbağa çiftliğini de ziyaret etmeden geçmiyoruz, kaplumbağa yumurtaları 65-70 günde kırılıyor ve yavrular çıkıyor ancak bunların ancak %30’u okyanusa ulaşmayı başarıyormuş, bizim ziyaret ettiğimiz çiftlikte ise yılda 400 civarında yumurta kuluçkaya yatırılıyormuş.

Sri Lanka’nın beyaz kalesi Galle

Colombo’ya 120 km mesafede olan Galle, adanın güneybatı ucunda. Galle Kalesi UNESCO Dünya Mirası Listesinde, 16 yy.da Portekizliler tarafından inşa edilmiş ve Hollandalılar tarafından da güçlendirilmiş. Galle limanı ve kalesi döneminde oldukça stratejik bir konuma sahipmiş. Bugün ise  hoş görünümlü villaları, antik kiliseleri ve parke taşlı caddeleri ile kale, hala sömürge atmosferini koruyor.

Okyanus boyunca surların üzerinde yürüyüş yapanlar, denizde balık avlayan yerliler, bahşiş karşılığı burçlardan kendini okyanusa bırakanlar ile oldukça hareketli bir bölge. Kaleye açılan sokaklarda Müslüman mahallesi de yer alıyor. Hatta İslam Enstitüsü de yine surlara paralel eski bir binada, gelmişken ziyaret edelim diyoruz ama içeride iki görevli sadece bağış topluyor.

SriLanka’ya dair notlar;

  • SriLanka’da doğal yaşamı görmek ya da  safari yapmak istiyorsanız Yala Milli Parkını ya da Udawalawe Milli Parkını rotanıza dahil edebilirsiniz.
  • Kolombo’da gezmeye vaktiniz kalırsa Kırmızı Camiyi ( Red Mosque ) ziyaret edin.
  • SriLanka’da ilkokul öğrencileri beyaz kıyafet giyiyorlar, çabucak kirlenir bu diye düşünüyorsun içinden ama devlet her öğrenciye dört takım üniforma veriyormuş, öğlenleri de yemeklerini okulda yiyorlar, gezerken denk gelirseniz sevginizi esirgemeyin, oldukça cana yakınlar.
  • SriLanka’da belli noktalarda para bozdurabilirsiniz, biz seyahate başladığımız Negombo’da bozdurmuştuk, Milli Park ve ziyaret edilecek noktalarda nakide ihtiyaç var.
  • Sri Lanka’ya giderken yanınıza USD almanız tavsiye ediliyor.
  • En güzel tişörtler Fil Yetimhanesinin olduğu bölgede, bence kaçırmayın.
  • Kandy’de çantanıza telefonunuza dikkat edin, yolda yürürken kulağınızdaki telefonu kaptırabilirsiniz.
  • Kandy sebze meyve pazarı renkli ve gezmesi keyifli, Kandy merkezdeki göle sabah erken giderseniz sisli havada hoş kareler yakalayabilirsiniz.
  • Tapınaklara ve diğer ibadet mekanlarına girerken kolları ve etek boyu uzun giyinmelisiniz.
  • Sinek kovucuyu kullanmayı alışkanlık haline getirin.
  • Okyanus kenarında dalgalara karşı dikkatli olun, fotoğraf çektireyim derken kapılmayın.
  • Sri Lanka’da yerel halk yemeğini elle yiyor, yadırgamayın, hatta siz de deneyin, keyif alacaksınız…
  • Tropikal meyvelerin ve SriLanka mutfağının tadını çıkartın. Tıklayınız…
  • SriLanka’da sigara içenler dikkatli olmalılar, devlet başkanı sigara içilmesini istemediğinden hem fiyatları fahiş yükseltmiş hem de içilen alanları kısıtlamış, açık alanda bile sigara içilmesi yasak olabilir, kontrol edin. Örnek; 1 paket Marlboro 7,65 Euro.
  • Şehirlerarası yollar neredeyse bir buçuk şerit, yani biraz dar ve trafik ters yönden akıyor, araba kiralamak çok doğru bir seçenek gelmedi bana , şoförlü araç kiralamak daha doğru olabilir.
  • Yol kenarında göreceğiniz tüm mısırcılarda durun :)) Organik, nefis, haşlanmış mısırların müptelası olmuştuk biz.
  • SriLanka vizesi online alınıyor, blogda bu konuda bir yazım var, göz atabilirsiniz, Tıklayın
  • Sri Lanka güvenli bir ülke mi? Tamil gerillaları ile 26 yıl süren sıcak savaş 2009 da son bulmuş, şuan riskli bir durum yok.

 

Share.

4 yorum

Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.