Karadeniz’in yeşil narı; Çamlıhemşin

1

İnstagram’da kimi zaman karşımıza sürekli çıkarak dikkatimizi çeken, burası da neresi imiş dediğimiz yerler vardır… Pokut Yaylası benim için böyle oldu.  Yeşil yayla elbette çok gördüm ama bulut denizi denilen doğa olayı gerçekten merak uyandırdı bende… Yaz başından beri Trabzon’a sürekli ucuz uçak bileti bakıyorum, bulduğum anda alacağım ama ne mümkün… Bulut denizini yaz bitmeden yakalamam lazım yoksa bu hayal gelecek yıla sarkacak ki bu en son tercihim…

Dört günlük bayram tatili için denizi, güneşi, plajı değil Rize’nin yaylalarını seçtim. Divriği’de bulunan ailemi zaten ziyeret edeceğim, Sivas’tan Trabzon’a geçmek de pek zor değil, uçak yerine otobüs ile Trabzon’a giderek maliyeti de minumuma indirmiş oluyorum. Aklıma girmesin bir kere, ne yapar eder oraya giderim… Bayram sabahı Trabzon’dan başladı Rize Yayla Turu…  Detayları bol fotoğrafla aktarmak istiyorum sizlere, çünkü kelimeler yetersiz kalacak, biliyorum…

Dört gün boyunca gezeceğimiz yaylalar ve şelalelerin hepsi Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde… Gördüklerimin  göremediklerimin yüzde onu desem coğrafyanın ne kadar zengin olduğunu anlatır sanırım. Bir deyim vardır ya hani ” çarşıdan aldım bir tane, eve getirdim bin tane”, Çamlıhemşin için o kadar uyuyor ki bu deyim, ben yaz yaz bitiremedim:)

Fırtına Deresi Çad Vadisinin canı

Rize denilince akla çay bahçeleri, yaylalar, dereler, şelaleler gelir ama yöreyi görmeden sadece duyarak bu sözcüklerin taşıdığı değerler pek de kavranmış olmuyor. Ne kadar yeşil olabilir ki, ya da ne kadar sulu bir bölge olabilir ki… Rize’den Ardeşen’e doğru sahil yolundan ilerliyoruz, bir yanımız Karadeniz bir yanımız yeşil tepelerin arasındaki binalarla dolu şehirler… Rize merkezine ortalama 45 km.lik mesafeyi geride bıraktığımızda Fırtına Deresi’nin Karadeniz’e döküldüğü yerden sapıyoruz. Bu yol ayrımı bizi Kaçkarlar’a, yaylalara, şelalelere götürecek.

Kaçkarlar’ın tepesinden doğan Fırtına Deresinin 57 km. lik yolculuğu boyunca sürekli derelerle beslenişi var ki, suyunu hep koruyarak ve hatta artırarak Karadeniz’e ulaşmasını sağlıyor. Çamlıhemşin ilçesinin orta yerinden geçiyor, Ardeşen’den denize akıyor, her geçtiği yere hayat veriyor. Çamlıhemşin ise nüfusu sadece 1450 olan küçük bir ilçe, tarih gibi 🙂 Büyükşehirlerdeki en iyi pastacılar, ekmekçiler Çamlıhemşin’li olurmuş genellikle, ekmek parası deyip gurbete göçmüşler ama her yıl mayıs ayında yine Çamlıhemşin’de pasta şenliğinde bir araya gelirlermiş. Çamlıhemşin’den Kaçkarlara kadar olan , Fırtına Deresi boyunca uzanan vadinin adı “Çad Vadisi”.  Şelaleye, yaylaya, dereye, göle doymak istiyorsanız bir haftanızı bu bölgeye ayırmanız gerekir. Birini görseniz, diğerinde aklınız kalır o nedenle en güzeli seyahat süresini uzatmak.

Seyahat daha şimdi başladı ama Fırtına Deresi kenarındaki  yöresel Karadeniz kahvaltısına hiçbirimiz hayır diyemiyoruz… Kuymak, bal, tereyağı, peynir hepsi de çok leziz ve yöreye ait… Fırtına Deresi’ne on yıl sonra ikinci gelişim, su yine coşkun akıyordu ama bugüne nazaran daha fazlaydı diye hatırlıyorum. Dere boyunca rafting firmaları yerini almış, ziyaretçilere zorluk derecesi yüksek olmayan seviyede rafting yaptırıyorlar…

Kahvaltı sonrası küçük bir aksiyon var, aramızdan iki kişi dereden karşıya zipline ile geçecek. Ben fotoğraf ve video çekmek için yerimi aldım bile… Karadeniz’de dik tepelerde kurulmuş çay bahçelerinden toplanan çaylar bu basit makara yöntemi ile çay depolarına taşınıyorlar. İnsanlar da kimi yerlerde bu yöntemi kullanır olmuşlar, şimdilerde ise turizm alanında keyifli bir aksiyon… Güvenli olduğunu söylemeliyim…

Tar Deresi ve Şelalesi Yürüyüş Parkuru

Fırtına Deresi’nde keyifli bir kahvaltı yapmışız, arabamızda tam da Karadeniz ezgileri ile oturduğumuz yerde oynuyorduk ki bir parkın girişinde durduk, ikinci durağımız trekking alanı imiş. Hafif yağmur çiseliyor, uzun yağmurluklarımızı giyinip parkurun başına geliyoruz. Girişi kişi başı 3 TL olan Tar Deresi yürüyüş parkuru 2 km. uzunluğunda.

Yürüyüş yolu, dereyi takip ediyor… Her 500 metrede dinlenmek için oturma bankları var. Yağmur çok enteresan yağıyor, ahmak ıslatan türünden… Yağmurluk sıcak geliyor çıkartıyorsun ama bu sefer de ıslanıyorsun. Yağmıyor gibi ama yağıyor da… Çevredeki yapraklar kocaman kocaman, insan kafasından büyükler. Yürüyüş alanı 2 km. ne ki diyorsun ama öyle bir eğimi var ki sürekli tırmanıştasın, ciddi yorucu…

Yolun sonuna gelince karşımda şahane bir şelale… Tırmanmaya değdi doğrusu… Şelalenin döküldüğü yerde küçük bir gölet oluşuyor ve sonrasında dereye kavuşuyor. Dönüş yolu ise iniş olduğundan çok kolay…

Tarzan Park ve Palovit Şelalesini görmeden dönmeyin

Yine Fırtına Deresi üzerinde görebileceğiniz harika bir şelale daha öneriyorum. Zil Kale’den Çamlıhemşin’e dönerken sağ tarafta bir tabela dikkat çekiyor ” Tarzan Park”… Bu park, çocukları doğada güvenli yürüyüşe ve tırmanışa özendirmek amaçlı yapılmış. Girişi ücrete tabi. Çocuğunuz varsa ilk önce bu parkı ziyaret edebilirsiniz. Ben burada mola vermedim. Tarzan Park’dan yolu takip ettiğinizde yaklaşık 15 dak. sonra Palovit Şelalesine varıyorsunuz.

Yemyeşil ağaçların arasından, yaklaşık 15-20 mt yüksekten, debisi güçlü bir şekilde akan şelaleyi izlemek keyifli. Dilerseniz basamaklardan şelalenin oluşturduğu minik gölete kadar inebiliyorsunuz, hatta mayonuz yanınızda ise girebilirsiniz de…  Yürümesi kolay ve kısa bir parkur.

Şenyuva Köprüsü’nde taze demlenmiş çay

Çamlıhemşin’in Çad Vadisi boyunca derelerin üzerinde tek gözlü, kemerli taş köprülerinden görmek mümkün, bunların en meşhurlarından Şenyuva Köyü’ndeki Şenyuva Köprüsü Fırtına Deresi üzerinde 1696 yılında yapılmış. Köprünün uzunluğu 40, yüksekliği ise  20 metre. Köprünün orta yeri sivrice yukarı doğu eğim alıyor.  Köprünün anıtlar kuruluna kayıtlı olması tarihi değerini gösteriyor.

Şenyuva Köyü’nün eski adı Çinçiva, yani ” mutlu insanların yaşadığı yer”… Şimdi yaşayanlar hala mutlu mu diye düşünüyor insan, siyasetçi Murat Karayalçın’ın da Çinçivalı olduğunu öğreniyoruz. Sonra dere kenarındaki Çinçiva kafeye gidip taze demlenmiş çay ve yanında sütlaç yiyoruz, Karadeniz turunda çok yerde sütlaç tattım ama bana göre en iyisi Çinçiva’da yediğimdi.

Kafenin girişindeki kahvehanede köylüler kağıt oynuyorlardı. İnanılmaz keyifli ve neşeli bir görüntüleri var. Birbirleri ile şakalaşan amcalar… Birden aklıma Çinçiva’nın anlamı geldi ” burası mutlu insanların yaşadığı ” yerdi:)

Etrafı turistlerle ve fotoğraf çektirenlerle dolu olsa da görülmesi gereken bir güzellik deyip ben de bu kervana katıldım 🙂 Köprünün karşı tarafında Sevdaluk dizisinin de çekildiği bir pansiyon var ki, burada konaklamayı ve sabahleyin Fırtına Deresinin sesiyle uyanmayı isterdim. Bu arada yukarıdaki mavi pencereli tasarım dükkanı Alaçatı’dan değil Şenyuva Köyünden…

Ayna ayna söyle bana “en güzel yayla hangisi”

Dört günlük yayla gezimizin ilk gününde Ayder Yaylasını gördük, daha ilk günden moralim bozuldu, sebebini aşağıda yazdım detaylıca… Sırasıyla ; Sal ve Pokut Yaylaları, Badara Yaylası, Gito Yaylası ve Elevit Yaylasına gittim. Ayder hariç hepsi güzel derken içim parçalanıyor.

Ayder’i korumayanlar ne hissediyorlar acaba?

Ben daha önce Ayder Yaylasına hiç gelmemiştim ama hep duyarım ” Ayder bitti” diyenleri… Tar Deresi’nden çıkıp yola devam ettik ve bir süre sonra paralı girişe geldik, işte o an anladım ” Ayder bitmiş”… Küçük araba, otobüs vs her aracın giriş ücreti ayrı, her girişte para ödüyorlar… Ayder para basan bir yer olmuş… Bayram ve özel günlerde, haftasonları günlük ziyaretçi sayısı 20.000i geçiyormuş…

Yol boyunca inanılmaz bir araç kirliliği, tabelalar ışıklı ve çoğunluğu Arapça… 1980 lere kadar Ayder de diğer bakir yaylalar gibi imiş… Önce yolu yapılmış, sonra büyük bir otel yapılmış, ardından da pansiyonlar ve dükkanlar sıralanmış… Bu gece buraya kalacağımız için geldik ama çıkıp biraz yürüyüş yapalım dedik. Yayla iken yapılmış eski evler duruyor hala…

Dış cepheleri kalın taş duvarlı, çatıları alüminyum kaplı tek katlı yayla evleri vadiye bakıyorlar… Birkaçında inek var hala… Bazıları ev pansiyonculuğuna dönüşmüş… Hallerinden memnunlar mı bilemiyorum ama benim içim sızladı…

Ayder Yaylasının hemen karşısında Gelin Tülü Şelalesi akıyor, dükkanların arasından gösteriyorlar ziyaretçilere ” burası gelin duvağına benzediği için Gelin Tülü demişler” işte tam da o sırada aklıma Tar Deresi şelalesi geliyor, bir kaç sene sonra çevresinin pansiyon, restoran, dükkan olduğunu düşünüyorum…

Sal Yaylası, sakin ve sisler içinde…

Şenyuva’dan hep yukarı çıkarak ( yaklaşık 1-1.5 saat) ilk önce Sal Yaylası’na varıyoruz… Düz bir alanı olan yaylanın evleri yamaça dizilmiş, hepsi ahşap. Az sayıda büyükbaş ve keçi görüyoruz. Bir tane çayocağı var, adı Pirunç. Aynı zamanda yörenin en iyi sütlaçının yapıldığı konusunda iddialılar, malum yayladan taze süt ile yapılıyor. Ama ben Çinçiva’daki sütlaç diyorum hala:)

Sal yaylasında kısa bir yürüyüşümüz oldu, yemek molasını burda verdik ama Pirunç’daki fahiş fiyatlar ve porsiyonların küçüklüğü, işletme sahibinin tavrı açıkçası hiçbirimizi memnun bırakmadı. Sırf bu nedenle yaylada fazla kalmak istemedik ve bir an önce kendimizi 500 mt ötedeki Pokut Yaylasına atıverdik.

Yaylaların yaylası Pokut…

Sal Yaylasından yürüme mesafesindeki Pokut Yaylasının girişinde küçük de olsa bir araba park alanı yapılmış. Buradan pansiyona zipline da düşünülmüş bavulların taşınması için ama biz çantalarımızı kendimiz taşıyarak kalacağımız pansiyona patika bir yoldan ulaşıyoruz. Aylardır fotoğraflarını takip ettiğim, uyuma hayallerini kurduğum yerdeyim işte… Önce biraz dinlenmece sonrasında etrafı keşif yürüyüşü…

Aşağı mahalle, yukarı mahalle gibi bir durum var bu yaylada, biz yukarıdayız… Manzara muhteşem ama sisten detay görünmüyor… Gittikçe de artıyor sis…Yerler hafif kaygan, yağmur çiselemiş, otlar da kayıyor. Aşağı mahalleye inelim dedik sonra bulut denizini kaçırmamak için tepeye tırmanışa geçtik.

Kamp kuran gençler yaylanın dışındalar, köylüler yayla içinde kampa izin vermiyorlar haksız da sayılmazlar. Yaylanın ziyaretçisi, kampçısı arttıkça geride bıraktıkları çöpler de artıyor. Yayladaki bir amca neden karşı geldiğini öyle güzel anlattı ki; bayramda bir sığırını satmış kurban olarak, kesildiğinde midesinden market poşeti çıkmış. Düşünebiliyor musunuz her yer yemyeşil, hayvan çayır çimen yerken poşeti de yemiş… Kamptan geriye küller, içki şişeleri, yemek artıkları, poşet, sigara izmariti gibi yaptıkları doğa sporuna hiç de yakışmayan şeyler bırakabiliyorlar.

İşte tepedeyim ve bulutların üzerindeyim. Bulutlar sanki deniz, bizler de deniz kenarında gibiyiz. Vadiden ne ev ne orman hiçbir şey görünmüyor… Hava çok güzel, güneşin hizasındayım, anın keyfini çıkartıyorum, gün batana kadar inmek yok. Saatler ilerledikçe sis denizi de daha aşağı iniyor.  Çıkarken zordu ama şimdi gerçekten çok mutluyum… Bu gece Pokut’ta uyuyacağım…

Badara Yaylası o kadar sakin ki…

Pokut’tan bakınca karşı yamaçlarda tek tük ışıklar görmüştüm, işte bugün de karşı yamaçtayım bu sefer Pokut ve Sal karşımızda… Badara Yaylası’na çıkan yol da çok kolay değildi ama ya ben yollara alışmıştım ya da gerçekten bu yaylanın yolu biraz da ha iyiydi. Badara Yaylasında 15 ev var sadece, ziyaretçisi çok az…

Yaylanın düz alanında minik bir gölet var, üzerinde de ördekler yüzüyor, inekler su içiyor. Tepeye doğru kısa bir yürüyüş yapıp yaylayı bir de yukarıdan izliyorum.  Yaylalarda yaşı ileri olan teyzeler amcalar çoğunlukta, onlar da sınırlı sayıda hayvana bakabiliyorlar o nedenle artık yaylacılık eskisi gibi yapılmıyor.

Evini ziyaretçilere açan yayla evine konuk oluyoruz, kuzinada balık, mısır ekmeği, laz böreği, çörek, karalahana çorbası yapmış, ne yersen 5 TL ödüyorsun, yemeklerin hepsi birbirinden leziz, ailenin üyeleri de birbirinden sıcak ve samimi. Henüz esnafa dönüşmeyen teyze “çayınızı arka balkonda manzara karşısında için” diye de evinin yatak odasının balkonuna yönlendiriyor.

Gito Yaylasında bayram şenliğinde horon oynadık

Badara Yaylasından Gito Yaylasına geçişimiz çok yakın gibi görünse de  kırk dakika kadar sürmüştür. Gito Yaylası dört ailenin yaylası imiş, bayramın 3.günü idi, bayramlaşma şenliği yapılıyormuş. Bu nedenle özel araç trafiği oluşmuş… Yaylaya vardığımızda  Karadeniz ezgileri yükseliyordu alandan… Biraz horon oynayıp sonrasında da manzaranın keyfini çıkartmak için yamaçta bir yere oturdum, temiz havayı içime çektim.

Yaylada ev sayısı fazla değil, bir tane de pansiyon var, yani isteyen Gito’da konaklayabiliyor. Salıncak yaylaların en doğal eğlencesi olmuş… Yayla manzarasında salıncağa binmek biraz cesaret gerektirse de güzelliği bu olsa gerek, zümrüt yeşili ormana karşı sallanmak…

Elevit Yaylası derelerin buluştuğu yerde

1800 rakımlı Elevit Yaylası’na giden yol, diğer yayla yolları gibi değil, uçurumlar sisler yok. Dere boyunca ormanlık bir alandan gidiliyor. Ağaçların arasında huni biçimli aparatlardan çok sayıda görünce dikkatimi çekti ve sordum. Hunilerin içleri ilaç dolu, ormanda ağaçlara zarar veren haşereler bu hunide  toplanıyorlarmış.

Elevit Yaylasındaki evlerin diğer yayladakilerden farkı yok ama bu yaylada iki dere buluşup tek beden olarak Fırtına Deresi’ne kavuşuyor. Kaçkarların zirvesindeki göllere yakın sayılabilecek bir konumdaki yaylada doğa yürüyüşü için gelenler konaklama yapmayı tercih ediyorlar. 1-2 saat yürüyüşle varılacak buzul göller var çevrede.

Konaklama yapılacak yayla evi pansiyonların birinde çay molası verdim, biraz güneş biraz oksijen depoladım. Köyün içinde yürüyüş yaptım, fotoğraf çektim, köy kahvesinde tulum dinledim. Çamlıhemşin’den Elevit Yayla Köyüne minibüslerin geldiğini yine dip not düşeyim.

Çamlıhemşin’de görülebilecek diğer yerler:

Şimşir Ormanları;

Fırtına Deresi kenarındaki şimşir ağaçlarından oluşan ormanlık alandaki ağaçların bir kısmı hastalanmış, iyileştirmek için ağaçlar teker teker özel aşılarla güçlendiriliyor. Ormana, Gito Yaylasından inip Zil Kale’ye doğru giderken uğradık.

Zil Kale;

Çad Vadisinde üç tane kale var, Zil Kale bunlardan biri. Bizanslılar zamanında ahşaptan yapılmış olan kale aslında yolcular için konaklama amaçlı inşa edilmiş, Osmanlı zamanında ise taş duvarlara dönüştürülmüş. Girişi 3 TL olan kalenin Fırtına Deresi ve ladin ormanlarından oluşan harika bir manzarası var.

Çad Köprüsü;

Fırtına Deresi ve çevredeki diğer dereler üzerinde 10 civarında taş kemerli köprü yapılmış, Çad Köprüsü bunlardan sadece biri. Güzel olan şey ise 100 yıldan fazla olan yaşlarına rağmen köprülerin hala ayakta olmaları. Köprünün üzerine çıkıp bir baştan bir başa yürüyün, o zaman yüksekliğini hissedeceksiniz.

Karadenizin ahşap konakları;

Rize sahil yolunda gördüğünüz yüksek katlı apartmanlara inat, çay bahçelerinin arasında, Çad Vadisinde, dağlarda yani şehirden uzaklaştıkça geleneksel ahşap konaklar varlıklarını devam ettiriyorlar. Bazıları pansiyona dönüşse de hala içlerinde yaşam var.

Alabalık çiftlikleri;

Bu kadar tatlı ve temiz su olur da alabalık olmaz mı… Karadeniz’de deniz balığı varken alabalık mı yenir demeyin ve tesislerden birine girip tereyağlı alabalığın lezzetini keşfedin.

 

Share.

1 Yorum

Yorum Yap