Midilli Adası Gezi Notları

0

Midilli, hani adını mülteci kayıkları ile sık sık duyduğumuz Yunan adası… Son 3-4 yıl içinde gitmeyi birden çok kez planladığım ama hep bu mülteci haberleri nedeni ile ayaklarımın geri geri gittiği Midilli’ye nihayet temmuz ayı içinde üç günümü ayırdım. Biraz keşif biraz dinlenme hedefleyerek feribot biletimi aldım ama hiç bir otel rezervasyonu yapmadan, öylesine gittim Midilli’ye…

En lezzetli uzolar Midilli’de

Edremit Körfezinin haritasını gözünüzün önüne getirin, puzzle gibi tek parçayı çıkartınca ortaya Edremit Körfezi ve Midilli Adası çıkıveriyor. Kaz Dağları’nın suları besliyor adayı, şaka değil gerçek, aynı coğrafya… Havası, suyu, iklimi, toprağı aynı… Adanın kuzeyi, güneyi ve doğusu zeytinliklerle dolu, batısı ise volkanik bölge olduğundan  ağaç yok, kıraç. Arabayla geçerken ” yahu burası da pek kıraçmış, nerede zeytinliklerrr nerede burası” diye düşünürken arabanın penceresinden içeriye süzülen kekik kokularından utandım. Her yerin bir güzelliği vardır muhakkak, görene, koklayana, bilene…

Ayvalık’tan sabah 9.00 da bindiğim ekspres feribot ile 45 dakikada Midilli limanına ulaştım. Önceden kiralık araç rezervasyonu yapmadığımdan bir iki ofise uğradım ve üçüncü ofiste  istediğim türden ve fiyattan bir araç bulabildim, ofisteki yetkili ada haritasını açarak doğu kıyılarından kuzeye doğru bir rota çizmek istedi, ben bir kaç nokta eklemek isteyince de ” Midilli kocaman bir ada, her yeri iki üç günde göremezsiniz, görmek isterseniz de dinlenemeden ayrılırsınız adadan” diyerek kestirmeden beni Petra ve Molivos’a yönlendirdi.

Midilli, Yunanistan’ın Girit ve Eğriboz’dan sonra üçüncü büyük adası… Adanın günümüzdeki adı olan “Lesvos” Teselyalı kahraman Lapithos’un oğlundan alınmış, Osmanlılar adayı 1462 yılında ele geçirmeden önce yaklaşık 1000 yıl boyunca Bizans İmparatorluğu sınırları içinde olmasına rağmen adanın yönetimi  107 yıl boyunca Cenevizli Gateluzo ailesine bırakılmış, bu kısmı ilginç çünkü adanın yönetimi 1354 yılında dönemin kralı tarafından kız kardeşinin çeyizi olarak gelin gittiği aileye verilmiş. 1914 yılında ise yönetim Yunanistan’a devrolmuş ve Sevr – Lozan ile bu geçiş tam olarak gerçekleşmiş. 1922 yılındaki mübadele ile Midilli Adasındaki Yunan nüfus arttırılmış.  Osmanlının tanıdık paşalarından Barbaros Hayrettin Paşa’nın 1546’da Midilli’de dünyaya gelmiş olduğunu da dip not düşelim.

Ortalama 80.000 nüfusa sahip olan Midilli Adası tarih boyunca çok deprem geçirmiş, geçirmeye de devam ediyor. Bugünkü binaların çoğu 18. yy dan bu yana yapılmış yapılar.  Midilli, adanın merkezi olup Kalloni, Thermi, Eresos, Gera, Molivos, Petra, Plomari  diğer yerleşim yerlerinden. Adada iki büyük de adeta iç denize dönüşmüş körfez yer alıyor; Gera ve Kalloni Körfezleri. Adadaki çam ve zeytin ağaçları o kadar çok ki, neredeyse Ege Bölgemizdeki zeytin ağacı sayısı kadar ağacın sadece Midilli Adasında olduğu söyleniyor, zaten adanın eski isimlerinden olan “Lassia” nın  anlamı da “ormanlık-yemyeşil” manasında, yani tarih boyunca ada hep yeşil imiş. Tarımın ve hayvancılığın önemli bir yeri var ada ekonomisinde, yol boyunca gördüğüm “dikkat hayvan çıkabilir” tabelası dikkat çekecek kadar fazla idi.

Diğer yandan Yunanistan’ın milli içkisi uzonun Yeni Rakı’nın tadına en çok benzer olan Barbayanni ve Plomari marka uzolar Plomari bölgesindeki fabrikalarda üretiliyor, adayı ziyarete gelen turistlerin gezi rotasına bu fabrikaları da dahil ediyorlar.

Midilli’nin keyif noktaları

Midilli Adasını tam anlamıyla gezmek için 4-5 gün ayırmak gerekiyor ya da kuzeyini ve güneyini iki ayrı seyahate bölerek gezmek daha mantıklı olabilir. Dağlık yapısı, zigzaglı yolları nedeniyle bir yerden biryere kolay değil ulaşım, ortalama 40-50 km hızla gidince en yakın yerlere bile bir saatte ancak ulaşıyorsunuz. Benim 2,5 günlük seyahat rotamda neler deneyimlediğime gelecek olursak, Midilli Merkez’de kiralık aracı alır almaz ilk istikametim adanın güneyinde Midilli’ye yaklaşım yarım saat mesafedeki plaja kaçmak oldu.

En güzel plaj Agios Ermegonis

Midilli’de araç kiraladığım ofiste harita üzerinde Agios Ermegonis plajını gösterip ” buraya da gideyim mi, yol durumu nasıl” diye sorduğumda bir sürü lafları arka arkaya sıralayarak “ne gerek var , küçücük bir plaj” dediler ama ben onları dinlemedim ve navigosyana adresi girdim:) Açıkçası yolların bu kadar iniş, çıkış, zigzag, hatta bazı yerlerin dar olabileceğini bilmiyordum, benim sürüşüm ile yarım saatten biraz fazla sürdü ama değdi kesinlikle. Zeytinlikler ve çam ağaçlarının arasında geçen yolculuk plajda son buldu, yolun devamı yok, son durak yani, ötesi yok düşünün:)

Yaklaşık 300-400 mt uzunluğunda bir plajın orta kısmında küçücük bir kilise yer alıyor, sonra farkettim ki neredeyse her plajda benzer bir mimaride küçücük de olsa bir kilise yapmışlar, adanın genelinde manastır ve kilise sayısı çok… Plajın kenarında bir restoran, plajda ise sayısı fazla olmayan şemsiye ve şezlong bulunuyor. Restoran müşterisinden ücret almıyorlar, dileyen de havlusunu plaja serip güneşlenebiliyor. Denizi tertemiz, çam ağaçlarının gölgesinde bir plaj. Küçük çakıl taşları ayaklarımı rahatsız etmedi ama ben yine de deniz ayakkabımı giydim.

Yakın çevrede konaklama mekanı göremedim, ama sonra araştırdığımda 1-2 km gerisinde konukevi olduğunu öğrendim.  Agios Ermegonis plajının devamı aslında Gera Körfezinin girişi ve körfezin diğer yakasına mesafe İstanbul Boğazı kadar olmasa bile geçiş yok, koca körfezi dolanmak gerekiyor, oysa feribot seferi olsa ve diğer yakaya geçiş buradan kolay olurdu ve direk adanın güzel plajlarından olan Tarti’ye ve Plomari köyüne gitmek daha kolay olurdu. Plajda yaklaşık 2 saat kadar kalıp sonra adanın en kuzeyine Petra’ya doğru yola koyuldum, ortalama 70-75 dk süre gösteriyor navigasyon.

Günbatımının en güzel seyir noktası Petra sahili

Agios Ermegonis’ten Petra’ya doğru ilerlerken geldiğim yoldan değil de adanın doğu kıyısını dolanarak önce yine Midilli merkeze getiren yolu tercih ettim, bu yol diğerine göre daha düz, daha az virajlı idi. Ayrıca bu yol üzerinde de gerçekten keyifli, güzel görünen küçük küçük plajların olduğunu gördüm. Arabayı çek kenara, beş dakika deniz molası ver durumu olabilecek türden. Midilli’nin bu sefer kuzeyine doğru gidiyorum. Yol Kalloni’ye kadar gayet güzel, geniş, virajı olmayan, ağaçlık bir yol, Kalloni’ye yaklaşınca körfezin kıyılarında sazlıklar göründü, arkasından da kuş gözlem kuleleri, ancak yolun diğer tarafında olduğundan  dönüşte uğramak üzere pas geçtim bu bölgeyi. Kalloni’ den Petra’ya doğru ilerlerken virajlar başlıyor, hem de ne virajlar, sürekli bir tırmanış durumu ve tabii ki sonra da inişte aynı tür virajlar:)

Deniz kenarında yaklaşık 3-4 km uzunluğunda bir kum plaj düşünün, sahile restoran tavernalar, yolun iç kısmına ise yazlıklar, oteller, dükkanlar sıralanmış. Sakin bir sayfiye bölgesi. Önce bir keşif turu attım arabayla, Küçükkuyu’dan kalkan feribot direk bu limana geliyor, eğer cumartesi – pazar deniz&kum&plaj ve taverna yapayım diyorsanız aslında direk Petra’ya gelmek mantıklı, araba kiralamaya da gerek kalmaz. Bir tavernaya oturdum, bir şeyler yiyip içtim, denize girdim, güneşlendim, kitabımı okudum, dinlendim… Şimdi kendime kalacak bir yer bulmalıyım:)

Adaya gelmeden önce konaklama için baktığım bir iki yer vardı,  booking.com da linkteki  bu apart en ucuz olan yerdi ben de hemen rezervasyon yaptım; plaja 300 mt kadar mesafede, teraslı, sevimli, bahçe içinde bir mekan. Üç kişilik apartta tek kişi kaldığımdan 17 Euro ödedim, apartın geceliği ise 30 Euro yani kişi başı 10 Euro’ya kalınıyor normalde. Sırtçantamı ve fazlalıklarımı bırakıp, arabayla Petra merkezine iniyordum ki turistik trenin kalktığını gördüm ve ilk park noktasına arabayı park edip trenin en önüne atladım:) Tren Petra merkezden Molivos limana kadar gidiyormuş meğer ve ücreti 3,50 Euro. Tam da gün batımı saatleri, manzara harika…

Petra’nın kelimesinin Yunanca anlamı taş/kaya,  köyün tam da ortasında 35-40 mt yüksekliğinde bir kaya ve kayanın üzerinde 114 basamakla çıkılan Panagia Glikofilusa (sevgiyle öpen Meryem Ana) Kilisesi yer alıyor. Ayrıca sahile yakın  kayalıklar ve adacıklar da var, günbatımı için insanlar plaja gelip akşam üzeri bir şey içip günbatımı izliyorlar. Limandan da günbatımı seyir tekneleri kalkıyor  saat 19:00 civarında. Petra sahilinde güneş tam da denizin üzerinden batıyor ve kartpostallarda gördüğüm kadarı ile harika bir kadraj oluşturuyor. Ben burada bir gece kalmayı planladığımdan akşam yemeğimi Molivos’ta limanda yemek istedim,  günbatımını da Molivos’ta izledim bu nedenle.

Molivos, Midilli’nin Alaçatısı

Petra’ya 5 km. mesafedeki Molivos tam bir turistik kasaba tadında. Taş sokakları, kalesi, limanı, sevimli binaları ve tavernaları ile keyifli bir yer. Petra mı Molivos mu derseniz Molivos derim. Hem yemek hem de konaklamak için. Akşam günbatımını Molivos’ta izledim, güzeldi ama terasa çıkmak ya da Molivos’un en uc noktasına gitmek lazım tam izleyebilmek için, bu açıdan Petra gün batımı izlemek için daha doğru nokta. Petra’dan bindiğim trenle manzara izleyerek Molivos limanına kadar geldim, sonrasında günü batırıp limanda bir tavernaya oturdum.

Yunan müziği eşliğinde çilingir sofram çok lezzizdi.  Tek gezmenin sanırım dezavantajlarından biri de yemek seçerken fazla çeşit yapamamak, porsiyonlar büyük, fiyatlar makul… Midilli’nin olmazsa olmazı peynir dolgulu kabakçiçeği kızartması, bunu ilk kez tadıyorum, ıspanaklı el yapımı börek ve Greek salata ile bir de küçük uzodan ibaret menüye 22 Euro ödedim. Tadamadığım diğer lezzetleri ise; uzolu köfte, bezelye favası, ızgara peynir, ahtapot ve deniz mahsulleri. Müzikler Türkçe – Yunanca iki dilde söyleniyor, restoran menülerinde İngilizce-Yunanca-Türkçe kullanılıyor. Türkler adanın ekonomisine ciddi katkı sağlıyor, bu kesin.

Molivos’un tarihi ortaçağa kadar gidiyor, kalesi ve taş yapıları ile kimliğini muhafaza eden köy 1965 yılında Unesco korumasına alınmış. Teras şeklinde sokakları sayesinde neredeyse her evin manzarası korunmuş. Sahili ve limanı Behramkale’yi andırıyor, denizi de çakıl taşları ile aynı Assos, zaten karşı karşılayalar…

Molivos’un girişinde tarihi kalıntıları görünce merak edip baktım, ama sanırım Yunanlılar da Türkler gibi her kazmayı vurduğu yerden tarihi eser çıkınca bir miktar çalışma yapıp gerisini getirmemişler, topraktan medeniyet fışkırıyor adeta.

Molivos’ta iki gün geçer mi diye düşündüm gezerken, mesela haftasonu gelsem yeniden ve sadece Molivos’ta kalsam… Yanıt veriyorum geçer… Limanı, manzaralı terasları, güzel yemekleri, çakıl taşlı plajı, açıkhava sineması ile iki gün mis gibi geçer hem de. Buraya kadar gelmişken yakında başka nerelere gidebilirim diye de araştırdım; 4 km ötesindeki Etaflou Köyü kaplıcaları ,  11 km ötesindeki Sikaminia Köyü ise yemekleri ile meşhur ve bir taksi ile bu bölgeler de gezilebilir.

Eresous en eğlenceli plaj

Midilli’deki ikinci günümün sabahında Molivos sokaklarını gün ışığında gezdikten sonra öğle sıcağına kalmadan sonraki köye doğru yola çıkıyorum. Bu sefer adanın batı kıyılarına gidiyorum. Yollara alıştıkça sevmeye başladığımı da farkettim,  arada kısacık molalar verip denizi, manzarayı izliyorum. Bu geçtiğim bölgedeki köyler denize tepeden bakan köyler. Güneş tarlaları, rüzgar gülleri ile enerji üretim sahasına dönmüş adeta. Keçi sesi de duyuyorum rüzgar gülü sesi de…

Eresous’a yaklaştıkça kıraçlık seviyesi hat safhaya çıkıyor, sonra mavi Ege Denizi görünüyor ve yeşil vadiye doğru inişe geçince anlıyorum ki Eresous ‘a gelmişim… Burada da kalacağım yer belli değil henüz:) Bir iki markete boş oda soruyorum, derken bütçeme uygun bir yer buluyorum. Bu bölgenin diğer yerlere göre doluluk oranı da fiyatı da yüksek, 22 euroya anlaşıyoruz. Eşyaları bırakıp, plaj çantamı kaptığım gibi Skala Eresous’a keşfe iniyorum.

 

Skala Eresous yani Eresous Plajı, köye 3-4 km mesafede ve uzun bir plaj, kum ve çakıl taşı karışımı, denizi sığ olmayan, suyu hafif serin ve sakin, tam da istediğim gibi… Şezlong şemsiye yok, herkes havlusunu şezlongunu şemsiyesini kendi getiriyor. İlk bakışta gipsy bir havası var. Plaj boyunca şık, temiz, güzel restoran ve barlar sıralanmış. Yunanistan’ın dekorasyon stilini severim ben, burada da bir tarz var. En popüler mekan Parasol isimli bir bar, günbatımı izlemek için saatler öncesinde masalar kapılıyor.Plajın genişliği yaklaşık 8-10 mt ama bazı yerlerde daha kısa… Sabah saatlerinde rüzgarı aldığından yelken sörfü de yapılıyor. Su sporları, kano vs ise plajın girişinde yoğunlaşmış. Bu plajı meşhur kılan diğer detay ise lezbiyenlerin takıldığı bir plaj olması, ama ortalıkta rahatsız edecek bir görüntü yok, en fazla elele geziyorlar ya da birlikte yüzüyorlar…

Köy meydanında kahvehaneler ve restoranlar bulunuyor,  sabah 10:00 da kahvesini içmeye gelen amcaları da gördüm çilingir sofrayı kurup uzolarını içenleri de. Ben de oturdum bir masaya, sabah kahvemi içerken genç bir çocuğun her masaya sarımsak bağları bıraktığını gördüm, yaşlı amcalara neredeyse zorla sattı hepsini:) Derken balıkçının sesi duyuldu, sabah sabah taze balıklar da satıldı… Yani bildiğimiz köy yaşamı ile turistik yaşam iç içe burada…

Bu arada köy meydanındaki heykel de tüm zamanların en lirik şairi sayılan, Antik Helen döneminin 10. Sanat Perisi olarak adlandırılan, çağının feministi  Sappho’ya ait. Köyün lezbiyenlerce popüler olmasının nedeni de bu aslında, ayrıca her yıl lezbiyenlerin buluştuğu etkinlikler de düzenleniyor köyde, bir kaç otel de sadece kadınlara özel… Bu köy, diğer gördüğüm yerlere göre daha hareketli, daha çok gençlerin geldiği bir yer, ben öyle hissettim.

Bu kadar yol gelmişken eğer vaktiniz varsa ve ilgi alanınıza da giriyorsa  Sigri’ye de uğrayabilir 20 milyon yaşındaki taşlaşmış fosil ormanlarını ziyaret edebilirsiniz.

Kalloni, adanın verimli ovası ve kuş gözlem yeri

Midilli Adasında iki büyük körfez olduğunu yazımın başında aktarmıştım, Kalloni kasabası da Kalloni Körfezi kıyısında kurulmuş. Bu bölgede konaklayıp çevre gezileri yapmak daha mantıklı olacaktır diye düşünüyorum, çünkü adanın ortasında yer alıyor. Derelerle beslenen körfezin doğu kıyıları sazlıklarla kaplı, işte bu bölge flamingo ve kuşlara ev sahipliği yapıyor. Eresous ‘dan dönerken Kalloni içinden geçerek Midilli merkeze gidiliyor. Yanıma tele objektifimi almadığımdan cep telefonu ile çok iyi fotoğraf çekemedim haliyle ama izlemesi de mutlu etti beni.

Kalloni merkezinde ve yakın çevresinde de çok sayıda küçük küçük plajlar mevcut, ayrıca Kalloni sardalyası ile adada nam yapmış bir yer.

Midilli Adası’na ulaşım

Türkiye’den üç farklı noktadan Midilli’ye feribot seferi yapılıyor. Ayvalık  ve Dikili’den Midilli Merkeze, Küçükkuyu’dan ise Petra’ya yaz boyunca hergün karşılıklı arabalı/arabasız tarifeli  feribot seferi mevcut. Fiyatları gidiş – dönüş kişi başı 25-35 Euro arasında. İnternetten Turyol, Jale Tur diye aratabilirsiniz. Adaya arabanız ile gitmek isterseniz Yeşil Kart Sigortası yaptırmanız gerektiğini de hatırlatayım.

Midilli Adası Vize Uygulaması

Mevcut bir schengen vizeniz var ise ya da yeşil pasaportlu iseniz  Midilli Adası’na gidebilirsiniz, vizeniz yok ise feribot biletini satan firmalar sadece adada ve azami 7 gün geçerli olan kapıda vize işlemini yapabiliyorlar, en önemli detay vize evrakların bir hafta önce firmaya gönderilmiş olması. Konu ile alakalı olarak Turyol ve Jale Tur ile iletişime geçilebilir.

Notlar;

  • Göremediğim Plomari Bölgesi için de aldığım notları paylaşayım; eğer güney ada turu yaparsanız bu bölgeyi görmeniz mümkün. Plomari bölgesinde; zeytinyağı fabrikası ve uzo fabrikası, Agiassos seramik köyü, Tarti plajı ile Agios Isidoros plajı
  • Adada Osmanlıdan kalma bir kaç cami, Türk Mahallesi ve evleri de var, kültürel gezi amaçlayanlara duyurulur.
  • Midilli merkezinde eski ama ruhunu koruyan Panellinion, aslında 1800 lü yılların başında Osmanlı tarafından banka olarak inşa edilmiş, şimdilerde ise kahvesi ve leziz tatlıları ile hizmet veren bir cafe.
  • Bal, zeytinyağı, uzo adadan alabileceğiniz şeyler.
  • Araba kiralamayı düşünüyorsanız kesinlikle seyahat öncesinde bunu halletmelisiniz, yoğun sezonda bulamayabilirsiniz.
  • Kredi kartı çoğu yerde geçiyor ancak, otelde ödeme seçenekli bir rezervasyon yaptıysanız sizden nakit istiyorlar.

 

Share.

Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.