Mostar Köprüsü; Osmanlıdan dünyaya miras…

0

Mostar, köklü tarihi ve köprüsü ile sadece Bosna Hersek’in değil Balkanların en güzide köşelerinden. Son 5-6 yıldır Türkiye’den Balkanlara vizesiz seyahatler oldukça popüler, bunda elbette havayolu firmalarının uçuş noktalarına Saraybosna, Üsküp, Priştine gibi şehirleri dahil etmesinin payı yüksek. Ben de bundan faydalanıp üç günlük bir seyahat gerçekleştirdim Bosna Hersek’e, ilk gün Saray Bosna’yı gezdim ikinci günü ise sabah 07.07 treni ile yaklaşık 2 saat 15 dk.’da Mostar’a geçtim.

Mostar yolu baharda ne güzelmiş

SarayBosna’dan hergün sabah ve öğlen olmak üzere iki tren seferi yapılıyor Mostar’a, dağları ovaları izleyerek tren keyfi yapmak istedim. Çok erken bir vakit olmasına rağmen uyumak yerine manzarayı izlemeyi tercih ettim. Baharın tazeliği, yeşilliği o kadar güzel ki… Yol boyunca dereler çaylar eşlik etti tren raylarına. Uzun uzun tüneller geçtik kimi zaman, belli ki dağlık bir bölgedeyiz, kimi zaman ise resmen dağın yamacında kıvrıla kıvrıla yol aldık yüksek viyadüklerin üzerinden… Seyre doyamadığım bir yolculuk oldu benim için. Sabah 9,35 ‘de Mostar’dayım. Tren garı ile otobüs garı aynı yerde, dönüşü otobüs ile yapmayı planladığımdan saatlerine baktım ve taksiye binip direk Mostar Köprüsü dedim. Sabahın bu saatlerinde sezon da tam turist sezonu olmadığından kalabalık değil Mostar. Köprüyü karşıdan gören bir kafeye gidip kahvaltımı yaptım, çayımı yudumladım, artık güne hazırım işte.

Mostar Köprüsü’nün dünü bugünü

Neretva Irmağının iki yakasını birleştiren Mostar Köprüsü ( Stari Most ), Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından yapılmış ve 1566 yılında hizmete açılmış. Köprünün yapımında kullanılan kesme taşlar yine aynı yöreden çıkartılmış. Tek kemerli tarihi köprünün yüksekliği 24 m., genişliği 4 m. , uzunluğu ise 30 m. 1992 yılında başlayan ve 1995 yılının sonuna kadar 3,5 yıl süren Bosna savaşında Mostar Köprüsü de birden fazla kez saldırıya uğramış ve 1993 yılında yıkılmış. Köprüye yakın yerlerde ” Don’t Forget” ” Don’t forget 93″ gibi yazılı koca taşlar yer alıyor, gezerken savaşı da bir yandan hatırlatıyor Bosnalılar.

Savaşa kadar aslında sadece nehrin iki yakasını birleştiren bir köprü değildi Mostar, kültürleri insanları da birleştiren tarihi bir görevi de üstleniyordu. Suyun bir tarafında Müslümanlar, diğer yakasında ise Hristiyanlar yaşıyordu. Suyun bir tarafında mütevazi camiler, diğer tarafında ise cami minarelerini bastırmak için ( daha uzunu kasıtlı yapılmış belli ki) kilise kuleleri yükseliyor… Hatta kule de  yetmemiş tepeye tam da kilisenin karşısına koca bir hac dikilmiş. Osmanlıdan kalan ” birlikte yaşama” kültürü savaş çığırtkanları olmasa belki de bugüne kadar barış içinde gelebilirdi.

Bosna savaşı binlerce kişiye toplu mezar oldu, Müslümanların tarihi değerlerine zarar verildi, Mostar Köprüsü de yaklaşık 427 yıl boyunca zarar görmeden ayakta kalabilmiş iken savaşa yenik düşmüş. Savaş sonrasında Türkiye Cumhuriyeti devleti, Unesco, Dünya Bankası gibi kuruluşların katkıları ile nehirden vinçlerle çıkartılan orijinal taşların kullanımı ile köprü yeniden aslına uygun inşa edilmiş ve 23 Temmuz  2004 yılında İngiltere Prensi Charles tarafından açılışı gerçekleştirilmiş. Mostar Köprüsü ve çevresi 2005 yılında Unesco Dünya Mirasları Listesine dahil edilmiş.

Mostar Köprüsü üzerinden nehre atlamak, yapıldığı ilk yıllardan itibaren bir geleneğe dönüşmüş, her yıl yaz aylarında da şenlikleri dahi düzenleniyor, savaş yıllarında ara verilmiş olsa da bu gelenek hala devam ettiriliyor. Ayrıca nişanlı gençler de evlenmeden önce köprüden atlayarak hem nişanlısına hem de  nişanlısının ailesine “cesaret” gösterisi yapıyorlarmış. Şimdinin nişanlıları bunu yapıyorlar mı sanmıyorum ama köprünün üzerinde turistik gösteri amacıyla üç-dört genç dönüşümlü olarak atlamaya devam ediyorlar. Önce bahşiş kesesi dolaştırılıyor turistlerin arasında, 25 Euro toparlanınca büyük alkış ve tezahüratlar eşliğinde kendilerini Neretva’nın serin suyuna bırakıyorlar.

Mostar tarihi kent içi

Mostar, şimdilerde bir şehir ancak ilk kuruluşu Osmanlıdan da önceye dayanıyor, köprünün iki yakasındaki taş kuleler bölgeyi gözetlemek amacıyla yapılmış, ayrıca bölgede sadece  bekçiler ve aileleri yaşıyormuş, yani bir köy bile değilmiş. Mostar’ın kelime anlamı “köprü bekçileri” olup ismi de buradan geliyor… Sonradan köy olacak kadar gelişiyor, büyüyor ve zamanla nehrin iki yakasında iki farklı inanışa göre yaşayanların, hoşgörünün köyü oluyor… Bosna savaşında bu tarihi köyün sokakları, dükkanları da yağmalanmış.

Köprünün yeniden yapımı projesi kapsamında dükkanlar onarılmış, sokaklar yeniden taşlarla eski haline getirilmiş, şirin bir eski kent olmuş. Çarşıyı gezerken sanki Safranbolu’da ya da Kütahya’da gezer gibi hissettim kendimi, bizden bir gibi yani. Savaşın yıktığı, talan ettiği binalar hala var, restorasyonları henüz başlamış olanlar ya da hiç başlamamış olanlar. Duvardaki savaş izlerini gördükçe içerde olanları düşünmeden edemiyor insan. Bu arada eski kenti gezerken sadece Türkiye Konsolosluğunu görmek de gurur verici, Bosna savaşında asker gönderen Türkiye savaştan sonra da maddi manevi desteğini devam ettiriyor.Dükkanlarda yörenin elişi örnekleri satılıyor, tamamen turiste hizmet veren bir yer konumuna dönüşmüş. Akşam güneşin batması ile tüm dükkanlar kapanıyor, sessizliğe bürünüyor sokaklar. Restoranlar kısmen de olsa gece 11e 12e kadar açık. Restoranlarda ise geleneksel Boşnak yemekleri ile et menü ağırlıklı, bir de haliyle Bosna kahvesi ve baklava…

Mostar Köprüsünü tam da karşıdan direk gören Koska Mehmet Paşa Camiiyi ziyaret ettim, 6 Euro ödeyerek minareye çıkılabiliyor. 88 basamağı çıkmak da inmek de kolay olmadı, daracık bir minare, ama yukarıdan manzara müthiş. Caminin seyir terasına da aynı bilet ile girebiliyorsunuz. Avluda hediyelik eşya dükkanları ile tarihi bir mezarlık bulunuyor.

Mehmet Paşa Camiisi’ nin hemen karşısında Mahmut Babe Tübesi yer alıyor, balkonundan gül ağacının sarktığı şirin bir yapı.  Köprünün kilise tarafında, old town girişinde Hamam Müzesi bulunuyor. İçerisi bildiğimiz Türk Hamamı. Mostar Köprüsünün hemen bitişiğinde Yunus Emre Kültürevi yeralıyor. İçerisini ziyaret etmek istedim, neler var neler yapılıyor diye. Ücretsiz Türkçe dersleri ile kaligrafi dersleri veriliyordu. Kültürevinde Türkçe dersi verildiğini görünce haliyle Türkçe konuşmayı denedim görevli ile, sadece İngilizce lütfen dedi 🙂 Şaşırdım açıkçası, böyle bir yerde Türkçe eğitim vereceğiz, kültür mekanı açacağız ama çalışanı Türkçe bilmeyecek…

Neretva ırmağının rengi bulanık bir renk değil, canlı ve mavi yeşil arasında bir ton. Debisi hızlı, suyu da bol. Zaten derin olmasa 20 mt.den atlayamazlardı. Irmakta kano ile gezinti yapılabiliyor, hatta farklı bölgelerinde raftinge dahi gidiliyor.

Mostar’a gelmişken Blagaj tekkesini de görmek gerekir

Mostar’a yaklaşık 10 km uzaklıktaki Blagaj köyünde bulunan tekkeyi ziyaret etmek için otobüs seferlerine baktım ancak, çok sık yapılmıyor seferler. Bir Türk arkadaş buldum kendime ve ortak bir taksi ayarlayıp 10dk.da gittik Tekkeye. Burası da turistik olmuş. Köy meydanında otopark olmasına rağmen araçlar nehrin kenarına kadar inmeye çalışıyorlar. Bu olumsuzluklar, göreceğim güzellikleri olumsuz etkileyemez:)

Tekke; Neretva  ırmağının kolu olan Buna nehrinin doğduğu yerde, yüksek bir kayanın dibinde Osmanlı mimarisi ile yapılmış şirin bir beyaz kompleks. Giriş bileti 2,5 Euro. Dini bir ibadethaneye girerken ücret ödemek ilk önce saçma geliyor insana ama sonuçta bu komplekse insanlar sadece ibadet için gelmiyorlar, benim gibi gezme görme tanıma amaçlı gelen sayısı çok daha fazla ve temizlik, bakım onarım gibi ihtiyaçlar bu ücretlerle karşılanıyor.

Osmanlı, bu bölgeyi 1465 yılında topraklarına katmış, akabinde Bektaşi dervişlerince kurulmuş bu tekke. İbadet odaları, banyosu, mutfağı, iç avlusu, abdestehanesi gibi bölümleri ile tam bir yaşam alanı. Ayrıca içinde Sarı Saltuk ve Şeyh Açıkbaş’ın türbeleri de yer alıyor. Bu tekkede yaşayanlar, Boşnaklara İslamiyeti öğretip Müslüman olmaları yönünde çalışmalar yapmışlar. Şimdilerde ise Nakşibendi tarikatine bağlı bir tekke. Hala zikir ve ibadetler yapılıyor.

Coğrafya olarak inanılmaz güzel bir yer. Nehrin kayanın dibinden doğuşunu görebiliyor, kıyısında oturup serinleyebiliyorsunuz. Mostar’a gelmişken Blagaj’a da gelin derim. Taksi ile geldiğimi söylemiştim, dönüşte bir araç bulamadım, en yakın otobüs 2-3 saat sonra olduğundan bir kafeden yardım istedim ve arabası olan bir arkadaşını arayarak taksi ücreti karşılığında tekrar Mostar’a kadar bıraktı bizi.

Diğer Notlar:

  • Mostar’a gelmişten Türk Köyü olan Poçitel’i de ziyaret edebilirsiniz.
  • Kano, rafting ya da trekking turu alabilir, doğaya karışabilirsiniz.
  • Konaklamak için Mostar Eski Kent içinde bir yer tercih edilebilir, benim kaldığım otel Mostar Köprüsüne 150-200 mt mesafede  idi…. Shangri la Mansion
  • Mostar’da telefon ile taksi çağırabilirsiniz, yoldan boş taksi geçmiyor.
  • Sokak aralarında savaşın izlerini görebilirsiniz, tadilatlar tamamen bitmemiş.
  • Köprünün başındaki kulelerde müze ve sergi salonları var, ziyaret edebilirsiniz.

 

 

 

 

 

Share.

Yorum Yap