Saray Bosna; Balkanlarda bir Osmanlı şehri.

4

Bosna Hersek’in başkenti ve en büyük şehri olan Saray Bosna’ya vizesiz seyahat edebildiğimiz için son yıllarda Türk ziyaretçilerinin sayısı hayli artmış durumda. Tarihi Mostar Köprüsü’nün de bulunduğu Mostar, Tuzla ve Banja Luka ise Bosna Hersek’in diğer büyük yerleşim yerleri. İstanbul’dan 90 dk. lık direk uçuş ile sanki Türkiye’nin en doğusuna seyahat ediyorcasına gidiliyor Saray Bosna’ya. Ben cumartesi-pazartesi günlerini kapsayan üç günlük bir gezi planı ile Saray Bosna ve Mostar’a gittim, gezdim, gördüm…

Bosna Hersek’in acı anılarla dolu yakın tarihi

Seyahat ettiğimiz yerlerde hep güzel ve heyecanlı hikayeler olmayabiliyor, bazen de acı anılar acı hikayeler görüyoruz… Dinleri farklı olsa da yüzyıllarca birlikte yaşamış olan Boşnak, Hırvat ve Sırp halkları 1990 yılların başlarında Yugoslavya’da içsavaş nedeni ile karşı karşıya geldiler ve yaklaşık 3.5 yıl süren savaş sonrasında, geride acı anıları bırakarak bağımsız devletlerini kurdular. 1995 yılında barışa imza atıldığında Boşnak müslümanlar savaştan en büyük yarayı alan taraf oldu maalesef.

 

Srebrenica’da 8372 kişinin katledilişinden sonra Birleşmiş Milletler Bosna’daki savaşa müdahale etti. Ben 1992 yazında Çeşme’de tatilde idim ve her akşam savaş haberlerini izliyordum, Avrupa’nın ortasında bu savaş nasıl bitirilemiyor diye aklım almıyordu. Ama şimdi de öyle değil mi, Suriye savaşında da 7 yılı geride bıraktık ve hala savaş devam ediyor. Saray Bosna’da savaşın yapılardaki izleri kısmen de olsa devam ediyor, savaşta saklanılan tüneller ise müzeye dönüştürülmüş, turistlere birkaç saatlik savaş turları düzenleniyor. Savaşı ekonomik gelire mi çevirmişler diye düşünebilirsiniz, ben de başlangıçta öyle düşünmüştüm ama savaşın fotoğraf ve belgeselinin sergilendiği müzeyi gezince fikrim tamamen değişti.

Belgesel Sergiye giriş bileti ve kulaklık kirası 15 euro, ama savaştan çıkmış ve kendini toparlamaya çalışan bir devlet için çorbada bizim de tuzumuz olsun biraz… Sergi, kesinlikle etkileyici… Fotoğrafları çeken sanatçıların fotoğrafları nasıl çektikleri ve fotoğrafın hikayeleri kulaklıkla Türkçe de dinlenebiliyor. Yolunuz Saray Bosna’ya düşerse savaşa dair en az bir müzeyi ya da Tüneli ziyaret etmelisiniz ki savaşın acı yüzünü bir kez olsun hissetmelisiniz.

Saray Bosna’da eski kentte bir cafede oturdum, geleni geçeni izledim, esnafı, yöre insanını, orta yaş üzerindeki kişilerin yüzlerinde hep bir hüzün vardı, savaşın izleri binalarda sokaklarda çarşıda azalmış olsa da  insanlarda eksilmemiş sanki…

Saray Bosna tipik bir Anadolu şehri gibi

Mevsim bahar olunca her yer yeşil olur, doğru ama Bosna  gerçekten yeşil, tahmin dahi edemeyeceğiniz kadar. O yeşilliklerin arasından ise kırmızı çatılar, iki üç katlı beyaz evler harika bir kontrast oluşturuyor. İlk aklıma gelen ” acaba Bursa’ya mı geldim” oldu:) Neredeyse her caddeden hatta sokaktan cami minareleri yükseliyor. Sonra ezan sesleri karışıyor birbirine, İstanbul’da Ayasofya ile SultanAhmet Camilerinden okunan ezan düetini anımsattı bana… Saray Bosna, İstanbul’un fethinden sadece 10 yıl sonra Osmanlı topraklarına dahil olmuş ve 19. yüzyıla kadar Osmanlı’nın önemli bir şehri konumunda kalmış. Şehri gezerken bunun farkına varmamak mümkün değil, çünkü yapılan imaretler , yatırımlar hala ayakta ve şehrin en önemli sembolleri durumundalar.

Kentin ortasından akan Miljacka Nehri’nin üzerinde çok sayıda köprü bulunuyor ve bunların neredeyse tamamı tarihi eser. Nehrin şehir merkezi boyunca iki tarafında da önemli yapılar yükseliyor. Akademi binası, üniversite , şehir meclisi bunlardan bir kaçı. Bir de İnat Evi var ki, hikayesi çok enteresan. Tarihi Şeher Çehaye Köprüsünün ( 1585-1586 yapım yılı )  bir ucundaki yeşil cumbalı evin adı Inat Kuca, yani İnat Evi. Hikayesi ise şöyle; Milyacka  nehrinin yatağında bir düzenleme çalışması yapılacakmış, nehrin sağ tarafındaki  evin yıkılması gerekiyormuş ama sahibi evini yıkmak istememiş ve evini tuğla tuğla söküp nehrin diğer yakasına taşıyarak evini yeniden inşa etmiş. Şimdilerde restoran olarak kullanılıyor.Eski kentin ve Saray Bosna’nın sembol fotoğraf karelerinde gördüğümüz Sebil, 1753 yılında açılmış ve tarihi Başçarşı meydanında bulunuyor, meydanın adına çok kuş olduğundan kuşlu meydan da diyorlar. Saray Bosna yürüyüşüme buradan başladım. Sebil’den hala buz gibi içilebilen su akıyor, sağlı sollu cafeler sıralanmış etrafına. Çocuklar, büyükler kuş yemi alıp kuşları toplayarak fotoğraf çektiriyorlar. Aslında düşününce ne kadar basit şeylerden mutlu olabiliyoruz, değil mi… Sebilin etrafı tarihi Başçarşı sokaklarını oluşturuyor. Bu sokaklarda hem üretiliyor hem de satılıyor el yapımı göz nuru ürünler. 16. yy dan beri zanaat yapılıyor bu sokaklarda… Altın ve bakır esnafı, terziler, kazancılar, dokumacılar, akla ne gelirse… Tipik bir Osmanlı çarşısı…

Başçarşı sokaklarında yürümek Eminönü’nde yürümek gibi ama o kadar kalabalık değil, daha düzenli bir çarşı. Yorulduğumda harika avlulu Morica Han’a attım kendimi. Yüksek ağacın büyük gölgesinde oturacak bir tabure buldum. Avlunun etrafında halıcılar, hediyelik eşya satıcıları, üst katlarında ise ofisler yer alıyor, ama avlu gerçekten keyifli bir kaçış noktası, sadece turistler değil Bosnalılar da geliyor buraya. Bosna kahvesi söyledim bi tane, gelen cezveden iki fincan kahve çıktı… Fincanlar bizdeki gibi kulplu ve tabaklı değil Bosna’da. Fincanlar gümüş kap içinde, fincanın içinde ise iki iri kesme şeker ile bir adet lokum ile servis ediliyor. Damak tadınıza göre şekeri kendiniz ayarlıyorsunuz.

Başçarşı sokaklarında görebileceğiniz bir kaç tarihi yer var. Gazi Hüsrev Camii ve Medresesi, Saat kulesi, Kapalı Çarşı olan Bezistan, Gazi Hüsrev Hamamı. Bu bölgeyi gezdikten sonra daha yakın tarihte 1889 yılında yapılan Kutsal İsa Kalbi Katedrali görülecek yerler arasında. Katedralin çevresi cafelerle çevrilmiş adeta, bu bölge biraz daha Avrupalı bir görünüşe sahip. Katedrali yaklaşık 100 mt geçtikten sonra sağda tek katlı sarı bir bina yer alır, Markela Şehir Pazaryeri’dir burası. 1895 yılında yapılmış olan binanın çatısında çelik konstrüksiyonlar kullanılmış, içerisinde kuru et-kaymak-yumurta-peynir gibi ürünler satılıyor.

Ferhadiye caddesindeki Markela Şehir Pazarı’ndan devam edince tam da caddenin diğer cadde ile kesiştiği yerde Sonsuzluk Ateşi yanar. 2. Dünya Savaşının anısına doğalgaz ile yanan bu ateş bugüne kadar iki defa kesintiye uğramış, bir keresinde doğalgaz kesildiğinden ateş sönmüş, diğerinde ise bir Türk öğrencinin montunu ateşin üzerine kapamasıyla… Sebil’den başlayan yürüyüş rotam Sonsuzluk Ateşi’ne kadar sürdü, sonrasında ise nehir kenarına geçerek tekrar Şehir Meclisine kadar yürüdüm.

Bir günde ortalama 22.000 adım ile bu küçük ama şirin şehri gezmişim, günü her zaman günbatımı seyri ile bitirmek gibi bir ritüelim vardır. Bu nedenle bir taksiye atlayıp 1-2 km yukarıdaki seyir terasına çıktım. Benim gibi günbatımı müdavimleri ile dolmuş bile teras. Çok özel bir manzarası olmamakla beraber güneşin daha tam tabak gibi olmadan tepenin arkasına inmesi ile harika günbatımı olmadı ama güneşin sarı ışıkları ve şehrin yeşili harika bir görüntü verdi. Sonrasında ise yine yürüyerek şehir merkezine indim ve akşam yemeği için rezervasyon yaptırdığım restorana gittim.

Boşnak mutfağına aman dikkat

Genelde “yediğin içtiğin senin olsun gördüğünü anlat” derler ama Balkanlarda bu deyim çok da yerini bulmuyor, Balkan mutfağı için ayrı bir yazı dahi yazmak gerekir diye düşünüyorum. Burada bir özet geçeyim. Boşnaklar hamur işlerinde çok başarılılar, bunu İstanbul’dan biliyordum zaten ama burada da teyit etmiş oldum. Her yemeğin yanında tırnak pide geliyor kesin, börek, baklava, mantı zaten popüler… Börekle beraber ayran servisi yapılıyor, çay da olsaymış on puan alacaklardı benden.

Bölgede hayvancılık iyi olduğundan kırmızı et, kuzu çevirme, et kavurma, kuru et heryerde görülüyor. Izgara köfte kokuları öğlenleyin neredeyse Başçarşı’nın tamamına yayılıyor, benim dayanamadığım yegane kokudur köfte, Galatasaray Köftecisinde oturdum ve kaymaklı cevabi ( köfte ) yedim. Fiyatlar ise Türkiye’den çok daha ucuz. Herşeyin tadına bakmak istiyor insan ama o zaman da fazla geliyor. Saray Bosna’ya sırf yemek yemek için bile gelinir, benden söylemesi ama formunu korumak isteyenler kesinlikle dikkat etmeli.

Diğer Notlar:

  • Saray Bosna’da tarihi bölgedeki sokakların hepsinde, sokak tabelasının altında bir de sokağın tarihini anlatan levhalar asılı. Böylece o sokağın geçmişi hakkında da bilgi sahibi olabiliyorsunuz.
  • Konya ile Saraybosna kardeş şehir olmuşlar ve 2017 yılında Konya Büyükşehir belediyesi 20 metro treni hediye etmiş Saray Bosna’ya, yolda giderken sık sık Konya yazılı trenlerini görmek hoş oluyor.
  • Konaklama alternatifi çok fazla, ben single konaklama + kahvaltı için 27 Euro ödedim, tam da Sebil’e 150 mt uzaklıkta bir otelde konakladım, gayet de memnun kaldım.
  • Taksiye binmek için ya durağa gitmelisiniz ya da telefon açıp çağırmanız gerekir, yoldan taksi çevirmek çok zor. Ayrıca bazıları taksimetre açmıyor, dikkat etmek gerekir.
  • Para birimi KM, 1 Euro = 1,95 KM… Esnaf iki para birimini de kabul ediyor, Euro verdiyseniz KM para üstü veriyor.
  • Türkleri seviyorlar, Türkçe konuşan Boşnaklılara da rastlayabilirsiniz.
  • İki gün ayırarak SarayBosna’yı altına üstüne getirebilirsiniz, bir gün az gelebilir, müze gezmeyi sevmiyorsanız bir gün de yetebilir.
  • Gelmişken Mostar ile Türk köyleri olan Poçitel ve Blagaj’a da gidilmesi önerilir.
  • Doğa sporlarına , raftinge ilginiz varsa Bosna Hersek tam size göre.
  • Mostar’a araba kiralayıp giderseniz yol boyunca olan kuzu çevirme mekanlarından birinde yemek molası güzel bir fikir.

 

 

 

 

 

Share.

4 yorum

    • Sanırım bundan sonra benim de sevdiğim tadlar arasına girdi :)) Bosna Hersek’e trekking gibi aktivite için gitmek isterim…

    • Fatoş, savaş fotoğrafları ve belgeseller acı ama müthiş idi… Yazıyı beğenmene ayrıca sevindim, teşekkürler 🙂

Yorum Yap